Kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanan panik atak hastalığı her yaştan insanı etkileyebiliyor ve diğer korkulardan farklı olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.Terapi Merkezi Uzmanı Dr. Hakan Türkoğlu, özgüven sorunu yaşayan, duygularını dışa vuramayan kişilerin panik atak hastalığına yakalandığını belirterek, hastalığın kadınlarda görülme oranının erkeklere oranla üç kat fazla olduğunu söyledi. Herkesin içinde yüksekten, karanlıktan, ölümden korkma gibi anlam veremediği bir korkunun var olduğunu belirten Dr. Hakan Türkoğlu, bazı korkuların ise kişinin yaşamını olumsuz etkilediğini söyledi. Kişinin yaşamını etkileyen bu korkunun ‘panik atak’ olduğunu belirten Dr. Türkoğlu, “Hepimizin içinde anlam veremediğimiz korkuları vardır. Kediden, köpekten, kuştan, yüksek yerlerden, karanlıktan, mezarlıktan, ölülerden ve ölümden korkma, insanlarla bir arada olmaktan ya da toplum önünde konuşmaktan korkma gibi. Bazı korkular doğaldır. Vahşi hayvanlardan, ani sesten, şimşekten korkmak gibi. Buradaki korkunun temeli kişiyi tehlikeden korumaktır. Ama bazı korkular vardır ki kişinin yaşamını engelleyecek kadar şiddetli ve anlamsızdır. Panik atak denilen bu durum kontrolden çıkmış korkudan başka bir şey değildir. Panik atak tedavi gerektiren bir hastalıktır” dedi.“PANİK ATAK İÇSEL BİR KORKUDUR”Panik atağın diğer korkulardan farklı bir özellik gösterdiğini bildiren Dr. Türkoğlu, “Panik atak içsel bir korkudur. Herhangi bir dış nedene bağlı olmadan, sebep yokken durduk yere ortaya çıkar. Kişi acaba panik atak geçirir miyim, rahatsızlanır mıyım diye düşünmeye başladığı andan itibaren kendini panik atağın içinde bulur. İçsel bir korku olmasına rağmen bazen de atağı başlatan tetikleyiciler bir dış faktör de olabilir. Belirli bir yer, kalabalık bir ortam, bir kişi, bir olay, bir haber, bir ölüm, bir ses ya da farklı bir durum gibi” dedi. Panik atağın 20 ve 30′lu yaşlarda başlangıç gösterdiğini kaydeden Dr. Türkoğlu, “Şehirde yaşayan, boşanmış, ağır travma ve sıkıntı geçiren insanlarda görülme oranı daha fazladır. Ekonomik durum ya da eğitim düzeyiyle bağlantısı yoktur. Kadınlarda görülme oranı erkeklere oranla üç kat fazladır. Bu insanlar genellikle içe dönük, mükemmeliyetçi, telaşlı, aceleci, sıkıntılı, devamlı yoğun stres ve baskı altında, özgüven sorunu yaşayan, hislerini dışa vuramayan ve bastırılmış kimliğe sahip kişilerdir” dedi.Panik atakta korkunun nedeninin geçmişte olduğunu ifade eden Dr. Türkoğlu, “Bilinçaltına gizlenen bu korkulardan kurtulmanın tek yolu basit bir hipnoz ve hipnoterapi seansı ile korkuya neden olan ilk olayı ortaya çıkarmaktır. Çoğu zaman ilk olay önemsenmeyecek kadar basittir. Ama zamanla benzer olaylar bilinçaltına yerleştikçe korku büyüyüp, kök salmıştır. İlk olayın bulunup temizlenmesi ile diğer olayların etkisi de domino taşlarının yıkılması gibi ortadan kalkar. Bilinçaltına yeni bir bakış açısı kazandırılır. Böylece kişi ilk seanstan itibaren iyileştiğini fark eder” dedi.
PANİK ATAK BELİTİLERİ NELER?
• Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
• Terleme
• Titreme ya da sarsılma
• Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
• Soluğun kesilmesi
• Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
• Bulantı ya da karın ağrısı
• Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
• Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
• Ölüm korkusu
• Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
18 Ocak 2012 Çarşamba
Şifa Niyetine Yoğurt Tüketin
Yoğurt bütün diyet reçetelerine girdi. Beslenme uzmanlarının hepsi yoğurdu ilaç gibi öneriyorlar. Menopozdan diş eti hastalıklarına kadar tavsiye ediliyor.Didem Seymen Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, süt ürünlerinin ana gıda gruplarından olan yoğurdun en besleyici, sağlıklı ve yüksek miktarda protein, kalsiyum, fosfor, iyod, flor ve çeşitli vitaminleri de içerdiğini söylüyor ve ekliyor: “Yoğurt bağışıklık sistemini güçlendirerek bir çok hastalığı önleyici etkiye sahiptir. Yoğurdun ve yoğurt üretiminde kullanılan laktik asit bakterilerinin kanser, enfeksiyonlar, gastro intestinal hastalıklar ve astım gibi hastalıkları önleyici etkilerinin olduğu yapılan araştırmalarda bulunmuştur. Tüm bu hastalıkların oluşmasında en önemli nedenin bağışıklık sistemi olduğu saptanmıştır. Yoğurdun bağışıklık sistemine uyarıcı etkisinden dolayı çeşitli hastalıkların önlenmesinde önemli bir etkendir. Yoğurdu sofralarından eksik etmeyen kişiler ve özellikle yaşlılar gibi bağışıklık sistemi baskılanmış gruplarda bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklara karşı direnç de artmaktadır.Menopoz Döneminde Günde 1 Kase Yoğurt
Menopoz döneminde kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç; menopoz döneminde kalsiyum ihtiyacının arttığını ve kemik erimesi oluştuğunu söylüyor ve beslenmede kalsiyum kaynağı olan yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Süt, yoğurt, peynir gibi gıdaların diyette yer alması şarttır. Günde 1 bardak süt, 1 kâse yoğurt ve 50 gram peynir yenilmelidir.”Diş Etine de Faydalı
Dr. Ender Saraç yoğurdun gün geçtikçe yararları daha çok keşfedilen besinlerin başında geldiği görüşünde: “Kalsiyum ve proteininin vücudumuz tarafından daha hızlı emilmesi açısından yoğurt; süt ürünlerinin arasında da daha fazla öneriliyor. Zengin besin değerleri sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendiren yoğurt; bu özelliği sebebiyle basit rahatsızlıklardan kanser gibi hayati risk taşıyan hastalıklara kadar vücudu büyük bir dirençle koruyor. Bağırsaklarda ki zararlı mikrop ve bakterileri temizleyen yoğurt kolesterol emilimini de azaltıyor. Vücudunuzda kendi kendine sindirilen tek gıda olma özelliği ile tanınan yoğurt tüberküloz hastalığına karşı da doğal bir antibiyotik etkisi gösteriyor. Sindirim sistemini koruyucu etkisi olan bu değerli gıda çocukların bulaşıcı karaciğer hastalıklarının tedavisinde de önemli bir rol oynuyor. Dâhili olarak birçok organa ve sisteme iyi gelen yoğurdun cilde olan olumlu katkıları da sayılabilecekler arasında. Nefes kokusuna karşıda oldukça etkili bu besin diş taşı ve diş eti iltihaplarında bulunmaz bir ilaç olarak görülüyor. Sağlık açısından olduğu kadar ideal bir fiziğe kavuşmak içinde faydalanılması gereken ilk besin olan yoğurt şimdiler de diyetlerin olmazsa olmazı. Yapılan son araştırmalara göre içeriğine yoğurt bulunduran diyet programları bulundurmayanlara göre çok daha hızlı, sağlıklı ve başarılı. Yağsız yoğurtların bu amaç için tercih edilmesi gerektiğini savunan uzmanlar yağ yakıcını hızlandırması açısından bu besini günde üç öğün tüketmelerinden yana.Yoğurt hakkında bilmemiz gerekenler:
• Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.
• Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.
• Şeker hastaları için yararlı bir besindir,kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
• Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
• Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.
• Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
• Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL-kolesterolü azaltır.
• Kanda sağlıklı asit baz dengesi sağlar.
• Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.
• Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
• Bağırsaklarda B vitaminlerinin üretilmesini sağlar.
• Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir. Süzme yoğurtta B vitamini kalmaz.
• Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır, bu nedenle iyi bir uyku için idealdir.
• Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.
• Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla, yoğurt yemelidirler.
Midesi çok duyarlı olanlar, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.
Menopoz döneminde kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç; menopoz döneminde kalsiyum ihtiyacının arttığını ve kemik erimesi oluştuğunu söylüyor ve beslenmede kalsiyum kaynağı olan yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Süt, yoğurt, peynir gibi gıdaların diyette yer alması şarttır. Günde 1 bardak süt, 1 kâse yoğurt ve 50 gram peynir yenilmelidir.”Diş Etine de Faydalı
Dr. Ender Saraç yoğurdun gün geçtikçe yararları daha çok keşfedilen besinlerin başında geldiği görüşünde: “Kalsiyum ve proteininin vücudumuz tarafından daha hızlı emilmesi açısından yoğurt; süt ürünlerinin arasında da daha fazla öneriliyor. Zengin besin değerleri sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendiren yoğurt; bu özelliği sebebiyle basit rahatsızlıklardan kanser gibi hayati risk taşıyan hastalıklara kadar vücudu büyük bir dirençle koruyor. Bağırsaklarda ki zararlı mikrop ve bakterileri temizleyen yoğurt kolesterol emilimini de azaltıyor. Vücudunuzda kendi kendine sindirilen tek gıda olma özelliği ile tanınan yoğurt tüberküloz hastalığına karşı da doğal bir antibiyotik etkisi gösteriyor. Sindirim sistemini koruyucu etkisi olan bu değerli gıda çocukların bulaşıcı karaciğer hastalıklarının tedavisinde de önemli bir rol oynuyor. Dâhili olarak birçok organa ve sisteme iyi gelen yoğurdun cilde olan olumlu katkıları da sayılabilecekler arasında. Nefes kokusuna karşıda oldukça etkili bu besin diş taşı ve diş eti iltihaplarında bulunmaz bir ilaç olarak görülüyor. Sağlık açısından olduğu kadar ideal bir fiziğe kavuşmak içinde faydalanılması gereken ilk besin olan yoğurt şimdiler de diyetlerin olmazsa olmazı. Yapılan son araştırmalara göre içeriğine yoğurt bulunduran diyet programları bulundurmayanlara göre çok daha hızlı, sağlıklı ve başarılı. Yağsız yoğurtların bu amaç için tercih edilmesi gerektiğini savunan uzmanlar yağ yakıcını hızlandırması açısından bu besini günde üç öğün tüketmelerinden yana.Yoğurt hakkında bilmemiz gerekenler:
• Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.
• Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.
• Şeker hastaları için yararlı bir besindir,kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
• Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
• Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.
• Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
• Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL-kolesterolü azaltır.
• Kanda sağlıklı asit baz dengesi sağlar.
• Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.
• Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
• Bağırsaklarda B vitaminlerinin üretilmesini sağlar.
• Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir. Süzme yoğurtta B vitamini kalmaz.
• Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır, bu nedenle iyi bir uyku için idealdir.
• Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.
• Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla, yoğurt yemelidirler.
Midesi çok duyarlı olanlar, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.
Dişçiden Korkuyorsa Çaresi Var
Anneler iyi bilir çocukları diş hekimine götürmek çok zordur. Ama uzmanlar bunun da çaresini bulmuş durumda. Diş hekimine gitmekten korkan, dişçi koltuğuna oturtulamayan çocuklar için sedasyon uygulaması yapılıyor Neslihan Tunç Diş Hekimi Mert Kökdemir, tedavinin başarılı olabilmesi için bazı çocuklarda sedasyon (yarım uyutma) uyguladıklarını söylüyor: “Kaygı ve korku çocuğun davranışlarını etkiliyor. Uyum güçlüğü nedeniyle tedavide başarısızlık görülüyor. Kaygı nedenleri arasında, daha önce yaşanan olumsuz dişhekimi deneyimi, ağızda varolan çok fazla diş harabiyeti, tedaviyi yapacak doktorun deneyimsizliği de çocuğun kaygısını arttırıyor.”
Çocuğun küçük yaşta olmasının diş tedavisi konusunda uyum güçlüğünü yarattığını belirten Kökdemir, küçük yaştaki çocuklara yaklaşımda iki yöntem olduğunu belirtiyor: “Psikolojik: Bu teknikte başarı çocukla iyi iletişim kurmaya bağlıdır. Psikolojik yöntemlerin başarısız veya yetersiz kaldığı durumlarda ise sedasyon veya genel anestezi sağlamak için bazı ilaçların uygulanması gerekir. Sedasyon genel anesteziye bir alternatif olarak muaynehane şartlarında veya hastane koşullarında uygulanır. Sedasyonda olan çocuğun bilincinde hafif bir azalma olur ve ağzını aç kapa gibi basit komutları yerine getirir ve böylece çocuğun tedavisi çok daha kolay bir şekilde yapılabilir.” Süt dişlerinde kanal tedavisi gerekli midir? Süt dişlerinin fizyolojik düşme yaşına kadar ağızda korunması gerekmektedir. Bu durum arkadan gelen kalıcı dişlerin düzgün sürebilmeleri ve çene gelişimi açısından önemlidir. Eğer süt dişlerinde sürekli veya geçici ağrılar meydana geliyorsa, büyük çürükler oluşmuşsa, sallanma varsa, süt dişi etrafındaki dişetinde şişlik- iltihap oluşmuşsa bir dişhekimne danışmakta fayda vardır. Bu gibi durumlarda diş eğer çok fazla madde kaybına uğramış ve fizyolojik yaşını tamamlamamışsa dişhekimi tarafından süt dişi kanal tedavisi yapılması gerekebilir. Süt dişi sürme zamanları Süt dişleri ortalama bebek 6 aylıkken çıkmaya başlar ve 36 aylık oluncaya kadar bu hareketlilik hem alt hem üst çenede devam eder. Süt dişleri kalıcı dişlere nazaran daha sarımsı renkte olmakla beraber dişler arasında aralıklar gözlemlenmektedir. İlk süt dişi çıkmasıyla beraber ebeveynler bu dişlerin temizliğini gazlı tampon bez aracılığı ile silmek suretiyle sağlayabilirler. Bebek büyüdükçe çocuklar için özel tasarlanmış diş macunu ve diş fırçasına geçilebilir. Süt dişlerinde diş ipi kullanımı gerekli değildir. Süt dişleri ile beslenme arasındaki ilişki Bir yaşına kadar olan çocuklarda beslenme ilk 6 ay anne sütüdür. 5-6 aydan itibaren başka besinlerle beslenir. Anne sütünde ‘laktaz’ adını verdiğimiz bir besin bulunur ve bu normal süte nazaran anne sütünde daha fazla bulunur. Laktaz çürük oluşturma potansiyeline sahiptir bu nedenle emzirme de dahil her türlü beslenmeden sonra çocuğun ağzı silinmelidir. 6 aydan sonra yan gıdalara başlanır. Biberonun içine şeker – bal gibi çürük oluşturma riski yüksek besinler konulmaması daha iyi olur. Eğer çocuk 1,5 -2 yaşına kadar biberonla beslenmeye devam ediyorsa bu çürükler sürekli dişlerde de oluşmaya başlar.
1-3 yaş arasındaki çocuk normal gıdalarla beslenmeye başlar ve süt içmeye başlar. Sütün içine de şeker – bal gibi çürük oluşturucu besinlerin konulmamasını tavsiye ediyoruz. 1-3 yaş arası çocuğun büyümesi yavaşlar ve süt azı dişleri ağızda çıkmaya baslar. Bu dönemde de kesinlikle abur cubur gıdalardan uzak durmak gerekir. Çocuk 1,5 yaşından itibaren dişlerini fırçalamaya başlamalıdır.
3-6 yaş arası çocuğun en hareketli ve iştahlı dönemidir. Abur cubur yeme alışkanlığı bu dönemde artar bu nedenle mümkün olduğu kadar çocuk bu konuda ebeveynler tarafından uyarılmalıdır.
6-12 yaş arasında çocuk aileden kopmaya başlar ve okul ortamına girer. Bu dönemde çocuklar gruplar halinde beslenme ve dişleri konusunda bilgilendirilmelidir. Süt dişlerini koruyucu yöntemler Flor uygulamaları çeşitli yöntemlerle yapılabilir. Flor diş minesi üzerinde çürüklere karşı koruyucu bir tabaka oluşturmakta ve dişi belli sürelerde korumaktadır. Çocuklara florid tabletleri halinde sistemik olarak verilen tablet uygulamaları artık terk edilmiş durumdadır. En etkili yöntem kesinlikle birebir diş yüzeyine diş hekimi tarafından jel şeklinde özel kaşıklarla uygulanan flor uygulamalarıdır. Bu sayede dişler çok daha uzun süreler ağızda çürümeden kalabilmekte ve diş minesinde başlangıc seviyesinde oluşmuş çürükler tekrar normal diş minesi haline dönebilmektedir.
Çocuğun küçük yaşta olmasının diş tedavisi konusunda uyum güçlüğünü yarattığını belirten Kökdemir, küçük yaştaki çocuklara yaklaşımda iki yöntem olduğunu belirtiyor: “Psikolojik: Bu teknikte başarı çocukla iyi iletişim kurmaya bağlıdır. Psikolojik yöntemlerin başarısız veya yetersiz kaldığı durumlarda ise sedasyon veya genel anestezi sağlamak için bazı ilaçların uygulanması gerekir. Sedasyon genel anesteziye bir alternatif olarak muaynehane şartlarında veya hastane koşullarında uygulanır. Sedasyonda olan çocuğun bilincinde hafif bir azalma olur ve ağzını aç kapa gibi basit komutları yerine getirir ve böylece çocuğun tedavisi çok daha kolay bir şekilde yapılabilir.” Süt dişlerinde kanal tedavisi gerekli midir? Süt dişlerinin fizyolojik düşme yaşına kadar ağızda korunması gerekmektedir. Bu durum arkadan gelen kalıcı dişlerin düzgün sürebilmeleri ve çene gelişimi açısından önemlidir. Eğer süt dişlerinde sürekli veya geçici ağrılar meydana geliyorsa, büyük çürükler oluşmuşsa, sallanma varsa, süt dişi etrafındaki dişetinde şişlik- iltihap oluşmuşsa bir dişhekimne danışmakta fayda vardır. Bu gibi durumlarda diş eğer çok fazla madde kaybına uğramış ve fizyolojik yaşını tamamlamamışsa dişhekimi tarafından süt dişi kanal tedavisi yapılması gerekebilir. Süt dişi sürme zamanları Süt dişleri ortalama bebek 6 aylıkken çıkmaya başlar ve 36 aylık oluncaya kadar bu hareketlilik hem alt hem üst çenede devam eder. Süt dişleri kalıcı dişlere nazaran daha sarımsı renkte olmakla beraber dişler arasında aralıklar gözlemlenmektedir. İlk süt dişi çıkmasıyla beraber ebeveynler bu dişlerin temizliğini gazlı tampon bez aracılığı ile silmek suretiyle sağlayabilirler. Bebek büyüdükçe çocuklar için özel tasarlanmış diş macunu ve diş fırçasına geçilebilir. Süt dişlerinde diş ipi kullanımı gerekli değildir. Süt dişleri ile beslenme arasındaki ilişki Bir yaşına kadar olan çocuklarda beslenme ilk 6 ay anne sütüdür. 5-6 aydan itibaren başka besinlerle beslenir. Anne sütünde ‘laktaz’ adını verdiğimiz bir besin bulunur ve bu normal süte nazaran anne sütünde daha fazla bulunur. Laktaz çürük oluşturma potansiyeline sahiptir bu nedenle emzirme de dahil her türlü beslenmeden sonra çocuğun ağzı silinmelidir. 6 aydan sonra yan gıdalara başlanır. Biberonun içine şeker – bal gibi çürük oluşturma riski yüksek besinler konulmaması daha iyi olur. Eğer çocuk 1,5 -2 yaşına kadar biberonla beslenmeye devam ediyorsa bu çürükler sürekli dişlerde de oluşmaya başlar.
1-3 yaş arasındaki çocuk normal gıdalarla beslenmeye başlar ve süt içmeye başlar. Sütün içine de şeker – bal gibi çürük oluşturucu besinlerin konulmamasını tavsiye ediyoruz. 1-3 yaş arası çocuğun büyümesi yavaşlar ve süt azı dişleri ağızda çıkmaya baslar. Bu dönemde de kesinlikle abur cubur gıdalardan uzak durmak gerekir. Çocuk 1,5 yaşından itibaren dişlerini fırçalamaya başlamalıdır.
3-6 yaş arası çocuğun en hareketli ve iştahlı dönemidir. Abur cubur yeme alışkanlığı bu dönemde artar bu nedenle mümkün olduğu kadar çocuk bu konuda ebeveynler tarafından uyarılmalıdır.
6-12 yaş arasında çocuk aileden kopmaya başlar ve okul ortamına girer. Bu dönemde çocuklar gruplar halinde beslenme ve dişleri konusunda bilgilendirilmelidir. Süt dişlerini koruyucu yöntemler Flor uygulamaları çeşitli yöntemlerle yapılabilir. Flor diş minesi üzerinde çürüklere karşı koruyucu bir tabaka oluşturmakta ve dişi belli sürelerde korumaktadır. Çocuklara florid tabletleri halinde sistemik olarak verilen tablet uygulamaları artık terk edilmiş durumdadır. En etkili yöntem kesinlikle birebir diş yüzeyine diş hekimi tarafından jel şeklinde özel kaşıklarla uygulanan flor uygulamalarıdır. Bu sayede dişler çok daha uzun süreler ağızda çürümeden kalabilmekte ve diş minesinde başlangıc seviyesinde oluşmuş çürükler tekrar normal diş minesi haline dönebilmektedir.
Her Balığın Besin Değeri Farklı!
Uzmanlar, sağlıklı ve dengeli beslenmek için sofralarda her seferinde farklı balık türlerine yer verilmesini öneriyor. Peki “en lezzetli balık ne zaman yenir “ diye soruyorsanız işte aylara göre balık takvimi… Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedii Cicik, balığın omega-3 değerinin yüksek, doymamış yağ oranının düşük olması nedeniyle sağlık açısından çok önemli yararlarının bulunduğunu söyledi.
Anne karnındaki bebeğin gelişimine olumlu etkisi var
Yapılan araştırmalara göre anne karnındaki bebeğin ve küçük çocukların beyin gelişimine bile olumlu etkisi olan balığın sıklıkla tüketilmesini öneren Cicik, şöyle devam etti:
”Türkiye’de ‘denizden babam çıksa yerim’ diye bir söz var. Biz her zaman bu sözü destekliyoruz. Su ürünleri her zaman tüketilmeli. Ama biz balık tüketirken alışkanlıklara bağlı kalıyor, genelde sofralarımızı hep aynı türle süslüyoruz. Balık tüketmeyi seven çoğu ailenin bile, sofrasında her zaman aynı balık çeşidi bulunuyor. Oysa ki, her balığın kendine has ve farklı besin değerleri var. ”Balık tüketimimiz hala çok az. Başta hamile kadınlar ve çocuklar olmak üzere herkesin bol bol balık tüketmesi lazım.”Hep aynı balık türünü tüketmeyin! Balığın çeşidine göre besin değerinin farklılaştığını söylene Cicik şu bilgileri verdi:
Barbun ve dil balıkları: Dip balığıdır. Denizin dibindeki canlılardan beslenir.
Palamut ve kolyos ve uskumru: Lüfer gibi avcı bir balıklardır. Ortak özellikleri etlerinin siyah ve beyaz kısımlardan oluşmasıdır. Özellikle siyah bölümün tüketilmesin sağlık açısından çok yararlı olduğu uzmanlarca belirtiliyor.
Mezgit: Dip balığıdr. Etinin kokusuz ,yağsız, hafif ve kolay sindirilebilir oluşu nedeniyle halk arasında “ hasta balığı” olarak adlandırılır. Güvenilir ve temiz denizlerde avlanmış mezgitler bebekleri balığa alıştırmak için tercih edilebilir.
Sardalya: Denizin orta bölümlerinde beslenir. Omega 3 açısından çok zengin ve çocuk gelişimi açısından önemli bir yeri olan balıktır.
Kefal: Dip balığıdır, özellikle kirlilik oranı fazla olan denizlerde yakalanmış olan kefallari tüketmek pek doğru bir karar değil!
Lüfer: Avcı bir balık olmasından dolayı, çok geniş yelpazedeki canlıları tüketerek beslenir.
Hamsi: Sadece omurgasız canlılarla beslenir. Yağlı bir balıktır ve özellikle kış mevsiminde tüketilmesi önerilir.
“Her balığın beslenme tarzından ötürü besin değeri farklıdır” diyen Cicik; “bu yüzden sofrada her zaman aynı balık yerine farklı balık türlerine yer vermemiz gerekir. Balık tüketmek her zaman yararlı. Ama nasıl ki, her gün hamurlu veya et ağırlıklı yemek yanlışsa, her zaman aynı balık türünü tüketmek de doğru değil. Balıkların mevsimini bilmek lazım. Balık pazarlarına baktığımız zaman çok farklı türde balıklar tüketiciye sunuluyor. O yüzden aslında çeşitliliğe yer vermek çok da zor değil. Tek yapmamız gereken, alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak, farklı lezzetlere de şans tanımak” dedi. Aylara göre balık takvimi OCAK : Uskumru, lüfer, palamut, istavrit lezzetlidir. Kefal ve hamsi tam yağlı durumdadır. Çinekop, kofana, boldur. Midyenin mevsimi başlamıştır. Tekir, kırlangıç bolca avlanır.
ŞUBAT : Bu ayda Kalkan mevsimi başlar, mayıs sonuna kadar devam eder. Tekir bol çıkar. Uskumru, lüfer, palamut yağını kaybetmeye başlar. Gümüş balığı, kefal, derepisisi, minekop, midye lezzetle yenir.
MART : Kefal, levrek ve kalkanın en lezzetli zamanıdır. Uskumru ise çiroz olmaya başlar.
NİSAN : Kalkan lezzet bakımından yine başta gelir ve en bol zamanıdır. MErcan, levrek, kılıç, kırlangıç bolca çıkmaya başlar. Dolayısıyla diğer aylara göre bu ayda balık daha boldur.
MAYIS : İstakoz, levrek, barbunya, dilbalığı, tekir, kılıç, kırlangıç, pavurya, karides, iskorpit zevkle yenir. Kalkan yavrusu ve gelincik çıkmaya başlar.
HAZİRAN : Bu ayda balıklar az tutulur, geçici olarak Karadeniz’e yazlığa gitmişlerdir. Dip balıkları da yumurtalarını dökmüş olduklarından dolayı dağınık gezerler. Bu sebeple haziran ayı verimsizdir.
TEMMUZ : Sardalyanın mevsimi başlamıştır. Ekim ayı sonuna kadar lezzetini devam ettirir. Tekir, barbunya yine nefasetini devam ettirir. Istakoz, pavurya, böcek bolca çıkar.
AĞUSTOS : Çingene palamutu mevsimi açar. SArdalya, kılıç, mercan, sinağrit, ıstakoz ve pavurya yine nefis lezzetlidir.
EYLÜL : Sardalya, kılıç nefasetini devam ettirir. Palamut irileşmiş olup çeşitli yemeği yapılır. Lüfer, kolyoz, izmarit, kırlangıç bolca çıkar.
EKİM : Geçici balıkların yazın Karadeniz’de beslenip Marmara’ya dönüşe başladığı aydır. Bu, balığın her çesidinin bollaşması demektir.
KASIM : Ekim ayındaki balıkların bolluğu ve lezzeti devam eder. Pisi’nin en nefis olduğu aydır. Torik akışa başlar, lakerdası yapılır.
ARALIK : Uskumru, lüfer, palamut, torik yağlı olduklarından her türlü yemeği yapılır. Tekir boldur; hamsinin de tam lezzetli zamanıdır.
Anne karnındaki bebeğin gelişimine olumlu etkisi var
Yapılan araştırmalara göre anne karnındaki bebeğin ve küçük çocukların beyin gelişimine bile olumlu etkisi olan balığın sıklıkla tüketilmesini öneren Cicik, şöyle devam etti:
”Türkiye’de ‘denizden babam çıksa yerim’ diye bir söz var. Biz her zaman bu sözü destekliyoruz. Su ürünleri her zaman tüketilmeli. Ama biz balık tüketirken alışkanlıklara bağlı kalıyor, genelde sofralarımızı hep aynı türle süslüyoruz. Balık tüketmeyi seven çoğu ailenin bile, sofrasında her zaman aynı balık çeşidi bulunuyor. Oysa ki, her balığın kendine has ve farklı besin değerleri var. ”Balık tüketimimiz hala çok az. Başta hamile kadınlar ve çocuklar olmak üzere herkesin bol bol balık tüketmesi lazım.”Hep aynı balık türünü tüketmeyin! Balığın çeşidine göre besin değerinin farklılaştığını söylene Cicik şu bilgileri verdi:
Barbun ve dil balıkları: Dip balığıdır. Denizin dibindeki canlılardan beslenir.
Palamut ve kolyos ve uskumru: Lüfer gibi avcı bir balıklardır. Ortak özellikleri etlerinin siyah ve beyaz kısımlardan oluşmasıdır. Özellikle siyah bölümün tüketilmesin sağlık açısından çok yararlı olduğu uzmanlarca belirtiliyor.
Mezgit: Dip balığıdr. Etinin kokusuz ,yağsız, hafif ve kolay sindirilebilir oluşu nedeniyle halk arasında “ hasta balığı” olarak adlandırılır. Güvenilir ve temiz denizlerde avlanmış mezgitler bebekleri balığa alıştırmak için tercih edilebilir.
Sardalya: Denizin orta bölümlerinde beslenir. Omega 3 açısından çok zengin ve çocuk gelişimi açısından önemli bir yeri olan balıktır.
Kefal: Dip balığıdır, özellikle kirlilik oranı fazla olan denizlerde yakalanmış olan kefallari tüketmek pek doğru bir karar değil!
Lüfer: Avcı bir balık olmasından dolayı, çok geniş yelpazedeki canlıları tüketerek beslenir.
Hamsi: Sadece omurgasız canlılarla beslenir. Yağlı bir balıktır ve özellikle kış mevsiminde tüketilmesi önerilir.
“Her balığın beslenme tarzından ötürü besin değeri farklıdır” diyen Cicik; “bu yüzden sofrada her zaman aynı balık yerine farklı balık türlerine yer vermemiz gerekir. Balık tüketmek her zaman yararlı. Ama nasıl ki, her gün hamurlu veya et ağırlıklı yemek yanlışsa, her zaman aynı balık türünü tüketmek de doğru değil. Balıkların mevsimini bilmek lazım. Balık pazarlarına baktığımız zaman çok farklı türde balıklar tüketiciye sunuluyor. O yüzden aslında çeşitliliğe yer vermek çok da zor değil. Tek yapmamız gereken, alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak, farklı lezzetlere de şans tanımak” dedi. Aylara göre balık takvimi OCAK : Uskumru, lüfer, palamut, istavrit lezzetlidir. Kefal ve hamsi tam yağlı durumdadır. Çinekop, kofana, boldur. Midyenin mevsimi başlamıştır. Tekir, kırlangıç bolca avlanır.
ŞUBAT : Bu ayda Kalkan mevsimi başlar, mayıs sonuna kadar devam eder. Tekir bol çıkar. Uskumru, lüfer, palamut yağını kaybetmeye başlar. Gümüş balığı, kefal, derepisisi, minekop, midye lezzetle yenir.
MART : Kefal, levrek ve kalkanın en lezzetli zamanıdır. Uskumru ise çiroz olmaya başlar.
NİSAN : Kalkan lezzet bakımından yine başta gelir ve en bol zamanıdır. MErcan, levrek, kılıç, kırlangıç bolca çıkmaya başlar. Dolayısıyla diğer aylara göre bu ayda balık daha boldur.
MAYIS : İstakoz, levrek, barbunya, dilbalığı, tekir, kılıç, kırlangıç, pavurya, karides, iskorpit zevkle yenir. Kalkan yavrusu ve gelincik çıkmaya başlar.
HAZİRAN : Bu ayda balıklar az tutulur, geçici olarak Karadeniz’e yazlığa gitmişlerdir. Dip balıkları da yumurtalarını dökmüş olduklarından dolayı dağınık gezerler. Bu sebeple haziran ayı verimsizdir.
TEMMUZ : Sardalyanın mevsimi başlamıştır. Ekim ayı sonuna kadar lezzetini devam ettirir. Tekir, barbunya yine nefasetini devam ettirir. Istakoz, pavurya, böcek bolca çıkar.
AĞUSTOS : Çingene palamutu mevsimi açar. SArdalya, kılıç, mercan, sinağrit, ıstakoz ve pavurya yine nefis lezzetlidir.
EYLÜL : Sardalya, kılıç nefasetini devam ettirir. Palamut irileşmiş olup çeşitli yemeği yapılır. Lüfer, kolyoz, izmarit, kırlangıç bolca çıkar.
EKİM : Geçici balıkların yazın Karadeniz’de beslenip Marmara’ya dönüşe başladığı aydır. Bu, balığın her çesidinin bollaşması demektir.
KASIM : Ekim ayındaki balıkların bolluğu ve lezzeti devam eder. Pisi’nin en nefis olduğu aydır. Torik akışa başlar, lakerdası yapılır.
ARALIK : Uskumru, lüfer, palamut, torik yağlı olduklarından her türlü yemeği yapılır. Tekir boldur; hamsinin de tam lezzetli zamanıdır.
Grip Salgını Kapımızı Çaldı!
Anneler dikkat grip salgını gündemde… Sağlık Bakanlığı, iki yıl önce 17 bin kişinin ölümüne neden olan H1N1 domuz gribi virüsüne Türkiye’de bu yıl da rastlandığını açıkladı. Uzmanlar, İnfluenza A (H3N2) virüsleri dolaşımdayken salgınların daha şiddetli geçtiğini ve bu kez salgında klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısı da eşlik ettiğini belirtiyor.Özge Eşsizer
info@onceanneyim.com Eminim sizler de benimle aynı durumdasınızdır. Saydım da ocak ayı başından bu yana yakın çevremde önce çocukları sonra kendisi hasta olan onlarca kişi var! Okul gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuklar doğal olarak virüsü ilk kapanlar oluyor. Herkes aynı belirtilerden söz ediyor: Önce halsizlik ve boğaz ağrısı, sonra geceleri kuru öksürük ve en son yüksek ateş… Uzmanlar, bu salgında, klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısının da eşlik ettiğini söylüyor. Grip, sanırım bizim de kapımızda… Aşı yaptırdık mı? Hayır! Ben kişisel olarak grip aşısına inanmıyorum ve sakıncalı buluyorum ama dediğim gibi bu benim kişisel görüşüm ve risk grubunda yer almamamızın da bunda yeri var. Gribi her yıl olduğu gibi bekledik ve sonunda Beril, cumartesi günü boğazının ağrıdığını söyledi, dün gece de sürekli öksürdü. Bugün ateş bekliyorum! Eğer şanslıysam hafif geçiriyor da olabilir. (Eğer öyleyse bunu sürekli yediği kuru soğana ve sabahları içtiği limonlu zencefil çayına borçlu olduğumuzdan eminim. Sizlerin de böyle işe yarayan reçeteleriniz varsa lütfen paylaşın) Ateş çıkarsa hemen doktora götüreceğim. Sağlık Bakanlığı ne diyor?
Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Kurulu Başkanı Mehmet Ali Torunoğlu, H3N2v virüsünün Türkiye’de yayılma riski ile ilgili şunları söylüyor: “Normal grip hastalığını izleyen bir sistemimiz var, 17 ilden numune alıp sürekli izliyoruz. Aralarında halk arasında ‘domuz gribi’ de denilen ve 2009’da görülen H1N1 virüsü de çıkıyor, ama bunu artık mevsimsel grip olarak yaşıyoruz. Pandemi dediğimiz durum yok. Aşı içeriğiyle örtüşüyor. Şu an dolaşımda olan 100’ün üzerinde virüs var ve tüm bunlar aşılarda var.” dedi.Pandemi sonrası virüslerin yok olmayacağını söyleyen Torunoğlu, “Türkiye’de domuz gribinden 656 kişi hayatını kaybetmişti. Bu nedenle risk grupları her zaman dikkatli olmalı. Şu an aşı sezonu geçti ama aşı yaptırmayan risk grupları yine de aşı yaptırsın. Grip mayıs ayı ortalarına kadar sürecek.” diye konuştu.
info@onceanneyim.com Eminim sizler de benimle aynı durumdasınızdır. Saydım da ocak ayı başından bu yana yakın çevremde önce çocukları sonra kendisi hasta olan onlarca kişi var! Okul gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuklar doğal olarak virüsü ilk kapanlar oluyor. Herkes aynı belirtilerden söz ediyor: Önce halsizlik ve boğaz ağrısı, sonra geceleri kuru öksürük ve en son yüksek ateş… Uzmanlar, bu salgında, klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısının da eşlik ettiğini söylüyor. Grip, sanırım bizim de kapımızda… Aşı yaptırdık mı? Hayır! Ben kişisel olarak grip aşısına inanmıyorum ve sakıncalı buluyorum ama dediğim gibi bu benim kişisel görüşüm ve risk grubunda yer almamamızın da bunda yeri var. Gribi her yıl olduğu gibi bekledik ve sonunda Beril, cumartesi günü boğazının ağrıdığını söyledi, dün gece de sürekli öksürdü. Bugün ateş bekliyorum! Eğer şanslıysam hafif geçiriyor da olabilir. (Eğer öyleyse bunu sürekli yediği kuru soğana ve sabahları içtiği limonlu zencefil çayına borçlu olduğumuzdan eminim. Sizlerin de böyle işe yarayan reçeteleriniz varsa lütfen paylaşın) Ateş çıkarsa hemen doktora götüreceğim. Sağlık Bakanlığı ne diyor?
Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Kurulu Başkanı Mehmet Ali Torunoğlu, H3N2v virüsünün Türkiye’de yayılma riski ile ilgili şunları söylüyor: “Normal grip hastalığını izleyen bir sistemimiz var, 17 ilden numune alıp sürekli izliyoruz. Aralarında halk arasında ‘domuz gribi’ de denilen ve 2009’da görülen H1N1 virüsü de çıkıyor, ama bunu artık mevsimsel grip olarak yaşıyoruz. Pandemi dediğimiz durum yok. Aşı içeriğiyle örtüşüyor. Şu an dolaşımda olan 100’ün üzerinde virüs var ve tüm bunlar aşılarda var.” dedi.Pandemi sonrası virüslerin yok olmayacağını söyleyen Torunoğlu, “Türkiye’de domuz gribinden 656 kişi hayatını kaybetmişti. Bu nedenle risk grupları her zaman dikkatli olmalı. Şu an aşı sezonu geçti ama aşı yaptırmayan risk grupları yine de aşı yaptırsın. Grip mayıs ayı ortalarına kadar sürecek.” diye konuştu.
Çocuklar Anneleri Fıtık Ediyor!
Vücut ağırlığını yüzde 15’inden fazla ağırlık kaldıranlar, bel ve boyun fıtığı tehdidiyle karşı karşıya… Doğal olarak da ev kadınları ve anneler de büyük risk altında!21. Yüzyıl insanın en çok karşılaştığı sorunlardan biri olan bel ve boyun fıtıklarının günümüz koşullarında daha çok hareketsiz yaşam, iş hayatı gereği daha çok oturmak zorunda kalmak, artan depresyon, psikososyal faktörler ve obezite kaynaklı olduğu biliniyor.
Duruş bozuklukları ve mesleğe bağlı pozisyon hatalarının sebep olduğu bel ve boyun fıtıklarının yanında tehlike oluşturan başka unsurlarda gündeme geliyor. Yakınmalar ve fizik tedavi başvuruları gösteriyor ki, ev hanımları ve çocuklu bayanlarda büyük risk altında. Kadınların vazgeçilmezi kol çantaları da potansiyel tehlike!Çocukları uzun süre kucakta taşımayın Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, kadınların günlük yaşamda 3-5 yaşlarında ki çocuklarını uzun süre veya yanlış şekilde kucaklarında taşımalarının bel ve boyunlarına gereksiz yük binmesine neden olarak, fıtık için potansiyel tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Dr. Şahabettinoğlu, kucakta çocuk taşımanın yanı sıra kadınların kullandıkları kol çantalarını kimi zaman valiz gibi doldurarak, uzun süre omuzlarında taşımalarının ve hatta alışveriş çantalarını ağırlık gözetmeksizin tek taraflı taşımaları da bu anlamda tehlike oluşturduğuna değiniyor. Toplam vücut ağırlığın %15’inden fazla ağırlık kaldırmak bel ve boyun fıtığına davetiye çıkarmak anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse kilosu 60 olan bir bayan 9 kilogramın üstünde yük kaldırdığında ve taşıma süresi uzadığında hem bel hem de boyun fıtığı için adaydır. Bursa Maniplasyon Merkezinden Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu ‘taşınan yük ilk etapda yakınmaya yol açmasa bile, süre arttıkça yükün ağırlaşmasıyla kişi farkında olmadan boyun fıtığı için zemin hazırlar’ diyor.
Bel ve boyun fıtıklarının % 98 – 99‘nun ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu belirten sadece % 1-2 hastada ameliyat gerektiğini, bel ve boyun fıtıklarında başta maniplasyon, yani elle tedavi olmak üzere fizik tedavilerin oldukça başarılı olduğunu vurguluyor. Maniplasyonda, yani elle tedavi de başarı oranının %98’ler de olduğunu, hafif vakalarda 2 – 3, ileri vakalarda 8 – 10 seans uygulama yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. ‘Ameliyatsız tedavilere 2- 3 ay yanıt alınmaması durumunda ameliyat gerekebilir’Boyun fıtığında da el ve kollarda ilerleyen güç kaybı varsa, ya da ağrı ve uyuşmaları ameliyatsız tedavilere 2 – 3 ay cevap vermemiş ise ameliyat gerekecektir. Sadece bel-boyun ağrısı veya kol-bacak uyuşması olan hastalarda % 98 başarı oranı ile ameliyatsız olarak bel ve boyun fıtıkları tedavi edilebiliyor.Fıtık her ne kadar tedavi edilebilen bir durum olsa da, alınabilecek önlemlerle potansiyel tehlikenin önüne geçmek atılacak ilk adım olmalı.Bunun için;• Uzun süre ağır yük taşımaktan kaçınmak,
• Çocuklar 10-12 kilo ağırlığın üzerinde ise mümkün olduğunca kucakta taşımamak, zorunlu taşımalarda ise 1 – 2 dakikayı geçmemek,
• Alışveriş çantalarının 2 – 3 kilo ağırlığın üstünde olması durumunda taşımamak veya iki kolda eşit miktarda bölerek yük taşımak.
• Günlük kullanılan kol çantalarında zaruri ihtiyaçlar dışında fazla yükten kaçınmak.
• Tüm bu taşıma işlemleri sırasında ağırlığı kavramak için doğru pozisyonda eğilmek ve kalkmak (Doğru kaldırma tekniği, kaldırılacak yükü belden eğilerek değil, dizlerden çömelerek yükü bacaklara vermek sureti ile mümkün olduğunca eğilmeden tutup kaldırmak şeklindedir ).
• Kucağımızda çocuk varken, çorba karıştırmak ya da telefonla konuşmak gibi farklı aktiviteleri aynı anda yapmaktan kaçınmak gerekir.Ayrıca düzenli ve bilinçli spor yapmak da alınabilecek önlemler arasında. Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, ‘Tedaviden sonra bel ve boyun fıtıklarının tekrar ortaya çıkmaması için hastalara, bel ve boyun egzersizlerini, duruş, oturuş, kaldırış, yürüyüş, çalışma şekli tavsiyelerini, yanı sıra mutlaka aşırı stresten, kronik zihinsel ve duygusal yüklenmelerden kendilerini korumalarını gerekirse psikolojik yardım almalarını öneriyoruz’ diyor.
Duruş bozuklukları ve mesleğe bağlı pozisyon hatalarının sebep olduğu bel ve boyun fıtıklarının yanında tehlike oluşturan başka unsurlarda gündeme geliyor. Yakınmalar ve fizik tedavi başvuruları gösteriyor ki, ev hanımları ve çocuklu bayanlarda büyük risk altında. Kadınların vazgeçilmezi kol çantaları da potansiyel tehlike!Çocukları uzun süre kucakta taşımayın Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, kadınların günlük yaşamda 3-5 yaşlarında ki çocuklarını uzun süre veya yanlış şekilde kucaklarında taşımalarının bel ve boyunlarına gereksiz yük binmesine neden olarak, fıtık için potansiyel tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Dr. Şahabettinoğlu, kucakta çocuk taşımanın yanı sıra kadınların kullandıkları kol çantalarını kimi zaman valiz gibi doldurarak, uzun süre omuzlarında taşımalarının ve hatta alışveriş çantalarını ağırlık gözetmeksizin tek taraflı taşımaları da bu anlamda tehlike oluşturduğuna değiniyor. Toplam vücut ağırlığın %15’inden fazla ağırlık kaldırmak bel ve boyun fıtığına davetiye çıkarmak anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse kilosu 60 olan bir bayan 9 kilogramın üstünde yük kaldırdığında ve taşıma süresi uzadığında hem bel hem de boyun fıtığı için adaydır. Bursa Maniplasyon Merkezinden Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu ‘taşınan yük ilk etapda yakınmaya yol açmasa bile, süre arttıkça yükün ağırlaşmasıyla kişi farkında olmadan boyun fıtığı için zemin hazırlar’ diyor.
Bel ve boyun fıtıklarının % 98 – 99‘nun ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu belirten sadece % 1-2 hastada ameliyat gerektiğini, bel ve boyun fıtıklarında başta maniplasyon, yani elle tedavi olmak üzere fizik tedavilerin oldukça başarılı olduğunu vurguluyor. Maniplasyonda, yani elle tedavi de başarı oranının %98’ler de olduğunu, hafif vakalarda 2 – 3, ileri vakalarda 8 – 10 seans uygulama yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. ‘Ameliyatsız tedavilere 2- 3 ay yanıt alınmaması durumunda ameliyat gerekebilir’Boyun fıtığında da el ve kollarda ilerleyen güç kaybı varsa, ya da ağrı ve uyuşmaları ameliyatsız tedavilere 2 – 3 ay cevap vermemiş ise ameliyat gerekecektir. Sadece bel-boyun ağrısı veya kol-bacak uyuşması olan hastalarda % 98 başarı oranı ile ameliyatsız olarak bel ve boyun fıtıkları tedavi edilebiliyor.Fıtık her ne kadar tedavi edilebilen bir durum olsa da, alınabilecek önlemlerle potansiyel tehlikenin önüne geçmek atılacak ilk adım olmalı.Bunun için;• Uzun süre ağır yük taşımaktan kaçınmak,
• Çocuklar 10-12 kilo ağırlığın üzerinde ise mümkün olduğunca kucakta taşımamak, zorunlu taşımalarda ise 1 – 2 dakikayı geçmemek,
• Alışveriş çantalarının 2 – 3 kilo ağırlığın üstünde olması durumunda taşımamak veya iki kolda eşit miktarda bölerek yük taşımak.
• Günlük kullanılan kol çantalarında zaruri ihtiyaçlar dışında fazla yükten kaçınmak.
• Tüm bu taşıma işlemleri sırasında ağırlığı kavramak için doğru pozisyonda eğilmek ve kalkmak (Doğru kaldırma tekniği, kaldırılacak yükü belden eğilerek değil, dizlerden çömelerek yükü bacaklara vermek sureti ile mümkün olduğunca eğilmeden tutup kaldırmak şeklindedir ).
• Kucağımızda çocuk varken, çorba karıştırmak ya da telefonla konuşmak gibi farklı aktiviteleri aynı anda yapmaktan kaçınmak gerekir.Ayrıca düzenli ve bilinçli spor yapmak da alınabilecek önlemler arasında. Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, ‘Tedaviden sonra bel ve boyun fıtıklarının tekrar ortaya çıkmaması için hastalara, bel ve boyun egzersizlerini, duruş, oturuş, kaldırış, yürüyüş, çalışma şekli tavsiyelerini, yanı sıra mutlaka aşırı stresten, kronik zihinsel ve duygusal yüklenmelerden kendilerini korumalarını gerekirse psikolojik yardım almalarını öneriyoruz’ diyor.
Çocuğun Sosyal ve Psikolojik Gelişimi
Ebeveynlerin çocuklarına kazandırmak istediği en önemli özelliklerin başında “özgüven “gelir. Özgüveni gelişmiş bir çocuğun yaşamda başarısız olma şansı çok düşüktür. Ancak, çocuklarımıza özgüven duygusunu nasıl kazandıracağız? Psikolog Işın Akı , Önce Anneyim okuyucuları için “çocuklara özgüven kazandırmanın anahtar yolları” nı sıraladı:
Çocuk sağlıklı büyürken onu birey olarak görmek ona özgüven kazandırır. Çocukları, yetişkinlerden farklı düşündüğü için küçümsemeyin. Çocukların her zaman fiziksel ve ruhsal olarak ailelerinden etkişlendiğini de unutmayarak öncelikle SİZ kendinize olan güveninizi yendien gözden geçirin.
Çocuğun her istediğine yapmasına izin vermek ya da her istediğine karşı çıkmak doğru olmaz. Önemli olan güvenli ve sıcak bir ortamda ne istediklerini ifade etmelerini sağlayacak zemini yaratmaktır.
Çocuk, oyun oynarken duygularını yaşar. Oyunlarına dikkat edin ve izleyin. Çocuklar oyunlar yoluyla istediklerini aktarırlar. Anne ve baba olarak onlarla oyun oynamanız çok önemlidir. Onlarla oyun oynayın ve duygularını daha yakından gözlemleyin.
Çocuklar ebeveynlerinin sevgi ve ilgisi kazanmak için değişik yollara başvururlar. Kendilerini olumlu yolla ifade etmelerini sağlamak için onları ödüllendirin. Olumlu davranışlarla kendilerini ifade ettiklerinde onları küçük sürprizlerle sevindirin.
Çocukların sorunlarını yok saymayın. Sorularına anlayacağı şekilde yanıt verin ama mutlaka yanıt verin. “Şimdi git başımdan”, “çok komik bir soru”, “olmaz öyle şey” gibi cümlelerle çocuğunuzu yanıtlamayın. Çocuklar böyle cümleler duyduğunda kırılır ve önemsenmediklerini düşünürler.
Çocuğunuza verdiğiniz bilgiler doğru olsun. Yalan, farklı bilgi, korku içerikli açıklamalar çocuğun güvenini sarsar. Örneğin, “bunu kırdın, bu yüzden babana söylemeliyim”, “ bu yaptığını duyarsa öğretmenin çok kızar” gibi cümleler çocuğunuzun özgüvenini zedeler.
Çocuk sağlıklı büyürken onu birey olarak görmek ona özgüven kazandırır. Çocukları, yetişkinlerden farklı düşündüğü için küçümsemeyin. Çocukların her zaman fiziksel ve ruhsal olarak ailelerinden etkişlendiğini de unutmayarak öncelikle SİZ kendinize olan güveninizi yendien gözden geçirin.
Çocuğun her istediğine yapmasına izin vermek ya da her istediğine karşı çıkmak doğru olmaz. Önemli olan güvenli ve sıcak bir ortamda ne istediklerini ifade etmelerini sağlayacak zemini yaratmaktır.
Çocuk, oyun oynarken duygularını yaşar. Oyunlarına dikkat edin ve izleyin. Çocuklar oyunlar yoluyla istediklerini aktarırlar. Anne ve baba olarak onlarla oyun oynamanız çok önemlidir. Onlarla oyun oynayın ve duygularını daha yakından gözlemleyin.
Çocuklar ebeveynlerinin sevgi ve ilgisi kazanmak için değişik yollara başvururlar. Kendilerini olumlu yolla ifade etmelerini sağlamak için onları ödüllendirin. Olumlu davranışlarla kendilerini ifade ettiklerinde onları küçük sürprizlerle sevindirin.
Çocukların sorunlarını yok saymayın. Sorularına anlayacağı şekilde yanıt verin ama mutlaka yanıt verin. “Şimdi git başımdan”, “çok komik bir soru”, “olmaz öyle şey” gibi cümlelerle çocuğunuzu yanıtlamayın. Çocuklar böyle cümleler duyduğunda kırılır ve önemsenmediklerini düşünürler.
Çocuğunuza verdiğiniz bilgiler doğru olsun. Yalan, farklı bilgi, korku içerikli açıklamalar çocuğun güvenini sarsar. Örneğin, “bunu kırdın, bu yüzden babana söylemeliyim”, “ bu yaptığını duyarsa öğretmenin çok kızar” gibi cümleler çocuğunuzun özgüvenini zedeler.
Çocuğun Beslenme Davranışları
3-6 yaş arası beslenme alışkanlıklarının temelinin sağlamlaştırıldığı en önemli dönemdir.Okul öncesi dönem çocuğu yemeğini yardımsız yiyebilir.Ancak çalışmalar,beş yaşa kadar da çocukların kendi başlarına yemek yememelerinin normal kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir.Çocuk 6 yaştan sonra hala kendisi yiyemiyorsa bu normal değildir.Çocuklar 4 yaşında bıçak kullanabilirler ancak sert besinleri yardımsız kesemezler.Kesme işlemi 6 yaşından sonra başarılabilir ve çocuklar ancak 7 yaşında yemekte yalnız bırakılabilirler.
Okul öncesi dönem çocuğu,besinlere karşı belirli ve kesin tavırlar koymaya başlar. Bu yaş grubu çocuklar besin grupları içinde en az sebzeleri severler. Ayrıca bu yaş grubu çocuklar besinleri karışık olarak tüketmekten hoşlanmazlar…Besini tanıyabilecekleri şekilde görmek isterler ve besinler elleri ile yiyebilecekleri şekilde olursa daha çok severler. Anneler,sebzeleri çocuklara sunarken, pişirme şekli ve servisine özen göstermelidirler.Çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesinde anne babanın tutarlılığı ve ona iyi örnek olması en temel koşuldur. Okul öncesi dönem çocuğu taklitçidir.Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit eder.Çocuğun aile ile masada oturması uygun beslenme alışkanlığı kazanması için büyük önem taşır. Anne ya da baba yemek seçici ise ve yemekte aşırı titiz davranılıyorsa (çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa) çocuğun olumlu alışkanlıklar geliştirmesi zorlaşır. Örneğin; kendileri süt içmeyen ve sütü sevmediklerini ifade eden ebeveynlerin çocuklarına süt içirmeleri kolay değildir.
Bu yaş çocuklar genellikle lahana, karnabahar,pırasa,kereviz gibi sebzeleri yemezler. Keskin tatlar ve kokulara çok hassastırlar. Bu nedenle çiğ yenebilen domates havuç gibi sebzeleri pişmiş diğer sebze yemeklerinden daha çok tercih ederler. Bu tür sebzeler ince kesilip verilirse daha kolay ve severek tüketirler. Birçok sebzeyi sevmiyor ve yemiyor diye çocuğu hırpalamak ve üzülmek doğru değildir. Sınırlı da olsa yediği birkaç sebze ve yediği çeşitli meyveler,sebze ve meyve grubundan alması gereken besin ögelerini karşılamaya yeter.
Unutulmamalıdır ki okul öncesi dönem çocuğu besin seçicidir. Her besini iştahla yemez. Sevdikleri oldukça sınırlıdır.Aile çocuğun sevmediği yemekleri sofraya koyarak onun görmesini ve öğrenmesini sağladığı sürece,çocuk ileri yaşlarda bu yemekleri severek yiyecektir.Tekrar tekrar aynı yemeği gören çocuk genellikle bir süre sonra bu besinler tatmak isteyecektir. Okul öncesi dönem çocuklarına yemek konusunda ısrarcı davranmak onların yemeği tümden reddetmesine yol açabilir.
FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK GELİŞİM
Çocuklarınıza yaşlarına ve gelişim dönemlerine uygun olan oyuncakları vermek, onların sosyal ve psikolojik gelişimini olumlu yönde etkiliyor. Psikolog Işın Akı, çocuklarınızın yaş gruplarına göre ne tür oyuncaklarla oynamaları gerektiğini sizler için anlattı.
0-6 Ay: Bu dönemde bebeğinize; görme-duyma duygularına seslenen yatak başına asılabilen ya da elde tutulabilen müzikli oyuncaklardan verin.
12-24 Ay: Yürümeyi öğrenmesi sayesinde daha da bağımsızlaşan bebeğiniz aynı zamanda merakını tatmin edecek yeni oyun ve oyuncaklarla tanışmalıdır. Plastik oyuncaklarda temel seçim kriteri ses-ışık-müzik-hareket olmakla beraber, 3 yaşa kadar en yaramaz dönemi olduğunu hatırlayarak tercihiniz, dayanıklı oyuncaklardan yana olmalıdır. Bu dönemde, ahşap malzemeden yapılan oyuncaklar iyi bir seçimdir. Ayrıca, büyük parçalı yap-bozlar, pastel boyalar, kalemler de uygun olur.6-12 Ay: Bebeklerin oturma ve emekleme becerilerinin arttığı bu aylarda, oturarak oynayabileceği keşif-aktivite oyuncakları, üst üste konulabilecek oyuncakları ve kuleleri tercih edin. Ayrıca; neden- sonuç ilişkisini kurmaya başlayabilecekleri sesli ve ışıklı oyuncakların bu dönemde verilmesi, oyun bilincinin ve oyun zamanı kavramının oluşmaya başlamasına da yardımcı olur.
2-3 Yaş: Çocukların hareketlilik açısından enerjisini en çok olduğu “en yaramaz” dönemlerinden biridir. Çünkü; “Dünyanın kendi etrafında döndüğü bilinciyle” her şeyin her zaman onun istediği şekilde olmasını isterler. Bu dönemde, neden-sonuç ilişkisini birkaç yönlü deneyebileceği keşif-şekil oyuncakları( sesli, ışıklı ya da ahşap), her türlü tekerlekli araç (araba, tren, kamyon vb), mutfak oyuncakları alabilirsiniz. Evcilik ve marangozluk gibi oyunlar bu dönemde oldukça ilgisini çeker.
Anne ve bebek Beslenmesi
Anne sütünde bebeğiniz için gerekli besinle doğru miktar ve oranlardadır ve anne sütü ile beslenen çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın ve allerjilerin görülme sıklığı azalmakla birlikte beyin ve zeka gelişimi daha iyi olmaktadır. Emzirme birçok anne için zorlu bir süreç olabilir. Emzirme sürecinde izleyeceğiniz doğru yöntemleri şöyle sıralayabiliriz:
Anne sütü ile beslenmeye hastanede başlayın
Emzirme teknikleriAnne sütü ile beslenme, bebeğiniz ve sizin için bir öğrenme sürecidir. Göğüslerinizde zaten erken süt, diğer adıyla kolostrum mevcuttur. Bebeğiniz bu sütü, doğumdan hemen sonra almaya başlayabilir. Kolostrum onu birçok hastalıktan koruyacaktır. Hastanemizdeki deneyimli bebek hemşireleri anne uygun olur olmaz zaman hemen emzirmeyi başlatacaklardır.
Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. İstemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz Ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmeden uyumasına izin vermeyin.
Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz şunlardır:
• Üzerini soyun veya bezini değiştirin.
• Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın.
• Yüzünü nemli bir havluyla silin.
• Bebeği teninizle temasa geçirin
Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. İstemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz Ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmeden uyumasına izin vermeyin.
Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz şunlardır:
• Üzerini soyun veya bezini değiştirin.
• Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın.
• Yüzünü nemli bir havluyla silin.
• Bebeği teninizle temasa geçirin
Anne sütünün yapımı, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar. Doğru emzirme tekniğinde bebeğin kolları anne kucağında memeyi kavraması açısından aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:
• Meme ucunuzu baş ve işaret parmağınızla yuvarlayarak daha belirgin hale getirebilirsiniz.
• Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. Başparmağınzı areolanın( meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge)1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin.
• Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm araolayı kavramalıdır.
• Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir.
• Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir.
• Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. Başparmağınzı areolanın( meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge)1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin.
• Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm araolayı kavramalıdır.
• Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir.
• Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir.
Emzirme pozisyonları:
Kucak pozisyonu: Bebeği kucağınıza koyduğunuz yastığın üzerine yatırın.
Başını kolunuzun kıvrımına yaslayarak poposunu elinizle destekleyin ve karnını kendi karnınıza doğru çevirin ki yüzü göğsünüze doğru dönsün.
Başını kolunuzun kıvrımına yaslayarak poposunu elinizle destekleyin ve karnını kendi karnınıza doğru çevirin ki yüzü göğsünüze doğru dönsün.
Ters kucak pozisyonu: Bu pozisyon bebeğin başını daha iyi kontrol etmenizi ve göğsünüze daha kolay yaklaştırmanızı sağlar. Bebeğin karnını karnınıza çevirin ve elinizle başını, ensesini ve omuzlarını kavrayın. Diğer elinizle de göğsünüzü tutun. Bebek meme ucunu tam kavrayınca, ellerinizi yukarıdaki pozisyona geçirebilirsiniz.
Koltuk altı pozisyonu: Bu pozisyon özellikle sezeryandan sonra dikişleriniz iyileşene kadar kullanmak isteyeceğiniz bir pozisyondur. Ayrıca ikizleri de iki taraflı emzirmek için de kullanılabilir. Yine koltuğunuzun altına yastık yerleştirerek bebeği ve kolunuzu destekleyiniz. Bebeğin vücudunu koltuğunuzun altına yerleştirerek başını ve ensesini elinizle destekleyin. Ayakları ve poposu arkanıza bakmalıdır. Diğer elinizi de göğsünüzü desteklemek için kullanın. Göğsünüzü bebeğe yaklaştırmak yerine, bebeği göğsünüze yaklaştırıp göğüs ucunuzu kavramasını sağlayın.
Yatarak emzirme pozisyonu : Bir yastığı başınızın altına, diğerini de bebeğin altına koyun. Bebeği, karnı sizin karnınıza değecek şekilde yan yatırın. Gerekirse iki yastıkla destekleyip ağzı tam göğüs ucunuzun önünde olacak şekilde yatırın. Bir elinizle de göğsünüzü destekleyin. Bu pozisyonda sezeryandan sonra tercih edilebilir.
Bebeği memeden nasıl ayırmalı?
Emzirme bittikten sonra bebeğiniz eğer kendisi göğüsten ayrılmıyorsa göğüsten ayırmak için parmağınızla ağzının köşesinden göğsünüze doğru bastırın. Eğer hala memeyi yakalamışken göğsünüzü çekerseniz meme ucunuz acıyabilir.
Ne kadar süre ve sıklıkla emzireceksiniz?
Anne sütü çabuk sindirilir ve bebeğinizin mide kapasitesi küçüktür. İki günlük olduğunda günde yaklaşık 8-10 kez emer buda her 2-3 saate karşılık gelir. Bebeğinizi her emmek istediğinde emzirin. Açlıklarını ağızlarıyla aranarak ve hareketlerini arttırarak gösterirler. Ağlama genelde en son belirtidir.
Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin.
Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin.
Sütünüzün yeterli olduğunu nasıl anlayacaksınız? ,
• Bebeğiniz günde 6-8 kez bezini ıslatıyorsa,
• Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa,
• Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa
• Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir.
• Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa,
• Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa
• Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir.
Göğüs ucunuzun yara olmaması için neler yapmalısınız?
Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma olması doğaldır. Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vücut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin.
Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin.
Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin.
Göğüslerinizde süt birikirse ne yapmalısınız?
Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizdeki süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün surer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz. Bu durumda yapmanız gerekenler şunlardır:
• Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını kontrol edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir.
• Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
• Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden önce anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucu da daha çok belirginleşir.
• Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın.
• Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
• Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.
Emziren anneler nasıl beslenmeli?
• Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz
• Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
• Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
• Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebekler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
• Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter.
• Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın.
Sağılmış anne sütünü nasıl saklayabilirsiniz?
50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun.
• Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
• Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden önce anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucu da daha çok belirginleşir.
• Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın.
• Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
• Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.
Emziren anneler nasıl beslenmeli?
• Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz
• Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
• Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
• Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebekler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
• Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter.
• Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın.
Sağılmış anne sütünü nasıl saklayabilirsiniz?
50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun.
Güvenli süt saklama koşulları
Odanın serin bir yerinde 6-8 saat
Buzdolabının rafında 72 saat (3 gün)
Buzdolabının buzluğunda 2 hafta-2 ay arası
Derin dondurucuda 6 ay
Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın.
Dondurulmuş anne sütünün eritilmesi ve ısıtılması
Sakladığınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin.
Buzdolabının rafında 72 saat (3 gün)
Buzdolabının buzluğunda 2 hafta-2 ay arası
Derin dondurucuda 6 ay
Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın.
Dondurulmuş anne sütünün eritilmesi ve ısıtılması
Sakladığınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin.
Yetersiz Uyku Sağlığı Nasıl Etkiler
Kuşkusuz bütün insanlar için dinlenecek bir zaman dilimi gereklidir. Uykusuzluk, fizyolojik ve psikolojik sorunları doğurur. Uykusuzluk ciddi hastalıkların göstergesi olarak ortaya çıkabilir. Yetersiz uykunun yol açtığı sorunlar arasında : yorgunluk, sinir bzukluğu, unutkanlık başta gelir. Uykusuzlukla mücadele için uyku ilacı almaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bunların zararı geçici yararlarından daha fazladır.
Uykusuzluğun Nedenleri
Bazı insanlar uykuya dalmakta güçlük çekerler. Uykusuzluğun bu biçimi, genelellikle kolay çözülebilecek basit sorunlardan kaynaklanır. Odanısın aşırı sıcaklığı, evin görültüsü, yada sokağın gürültüsü,, gündelik sıkıntılar gibi… (http://www.saglikcini.com)Kimi zaman üzerinde yoğun olarak düşünülen bir sorunda uykusuzluğun başlı başına nedeni olur. Bu tür uykusuzluklarda biraz çaba, uyku sorununçözmeye yardımcıdır. Uykusuzluğa yol açan neden geçici olabileceği gibi, kalıcı, kişisel bir sorun da olabilir. Sorunun kökten çözülmemesi insanın yaşam boyu sürecek uykusuzluk nöbetleri ile, karşı karşıya getirebilir.
Kimileri ise uykularını alamadan sabahları erken saatlerde uyanmaktan yakınırlar. Rahatlıkla uyumalarına karşın, bir süre sonra dinlenemeden uyanıp tekrar uykuya dalamazlar. Bu durum ruhsal bir çöküntünün nedeni ise tedavi gerektirir. Yanlış rejim uygulamaları, nedeni psikolojik olan iştahsızlıklar, ya da kilo kayına neden olan çeşitli hastalıklar, yetersiz uykunun nedenleridir. Kilo almak ise tam tersine uzun ve derin uykulara yol açar.
En sık görülen uykusuzluk şekli, aralıklı uykudur. Birçok insan uykusunun sık sık bölünmesinden şikayetçidir. Bölük-pörçük bir uykunun nedeni genellikle fizyolojik rahatsızlıktır. Prostat büyümesi, ağrılı romatizma, hamileliğin son dönemlerinde ortaya çıkan idrar kaçırma, eklem yangılanması gibi… Uyku bölünmesine neden olan rahatsızlığın ortadan kalması uyku düzenini geri getirir.
Kalçayı Esnetici Hareketler
Kalçayı Esnetici Hareketler
1 – Yüzükoyun uzanılır. Dizler kalçaya doğru kırılır. Bacaklar kalçadan hareket ettirilerek çaprazlama kavuşturulup açılır.
Sırt üstü uzanılır. Bacaklar düz ve açık tutulur. Bacaklar içeriye birbirine doğru ve dışarıya döndürülür. Hareket on kez tekrarlanır.
Sırt üstü uzanılır. Bacaklar düz ve açık tutulur. Bacaklar içeriye birbirine doğru ve dışarıya döndürülür. Hareket on kez tekrarlanır.
2- Baş aşağı omuzların üzerinde durarak bacaklar havada ağır ve büyük hareketlerle çevrilir. ( Bisiklet çevirme )
Sonra aynı pozisyonda bacaklar ileri ve geri hareket ettirilir. Ayrılır ve birleştirilir.
Sonra aynı pozisyonda bacaklar ileri ve geri hareket ettirilir. Ayrılır ve birleştirilir.
3- Diz ve kalça kırma
Ayakta ya da sırt üstü uzanmış durumda, bacakların herbiri olabildiğince kırılır karna doğru çeklir ve bırakılır. Bu esnada dik durulmalıdır. Hareket bir bacağa 10 kezuygulanır ve ara verilir.
Ayakta ya da sırt üstü uzanmış durumda, bacakların herbiri olabildiğince kırılır karna doğru çeklir ve bırakılır. Bu esnada dik durulmalıdır. Hareket bir bacağa 10 kezuygulanır ve ara verilir.
Selülitten Kurtulmak İçin Öneriler
Beden Hareketlerinin Selülite Yararı Varmıdır?
Selülit kadın hastalığı olarak çok tartışılan bir konudur. Sözcüğün çıkış yeri olan Fransa’da selülit tıp yönünden özgül bir durum olarak kabul edilmiştir.
Selülit kaba etlerde ve kalça çevresinde toplanan bir tür yağlı doku demektir. Cilt portakal kabuğu gibi çukur çukur olur. vücudun o bölgesinde cilt yüzeyinin altı sertleşir. cildin esnekliği azalır.
Selülit çoğu zaman şişmanlıkla ortaya çıkarsa da yalnız şişman kişilerde görülen bir durum değildir. normal kilolu hatta normalden zayıf kişilerde de görülebilir.
Selüliti önlemenin veya yok etmemnin yöntemleri mevcuttur. Selülitin oluşmasına genellikle yetersiz bir süzme yöntemi de yol açabilir. Bu sebeple su ve artık maddeler dokularda toplanır. Bu nedenle uzmanlar hergün günde en az 8 bardak su içilmesini öenermektedirler.
Doktorların çoğu özel kremler ve masaj aletleri yerine selüliti gidermek için bazı egzersizler beden hareketlerinin yapılmasını önerirler.
Egzersizler yaparak kasları güçlendirmek ve dolaşımı uyarmak kalçalardaki sarkık dokuların oluşumunu önler.
Selülit kaba etlerde ve kalça çevresinde toplanan bir tür yağlı doku demektir. Cilt portakal kabuğu gibi çukur çukur olur. vücudun o bölgesinde cilt yüzeyinin altı sertleşir. cildin esnekliği azalır.
Selülit çoğu zaman şişmanlıkla ortaya çıkarsa da yalnız şişman kişilerde görülen bir durum değildir. normal kilolu hatta normalden zayıf kişilerde de görülebilir.
Selüliti önlemenin veya yok etmemnin yöntemleri mevcuttur. Selülitin oluşmasına genellikle yetersiz bir süzme yöntemi de yol açabilir. Bu sebeple su ve artık maddeler dokularda toplanır. Bu nedenle uzmanlar hergün günde en az 8 bardak su içilmesini öenermektedirler.
Doktorların çoğu özel kremler ve masaj aletleri yerine selüliti gidermek için bazı egzersizler beden hareketlerinin yapılmasını önerirler.
Egzersizler yaparak kasları güçlendirmek ve dolaşımı uyarmak kalçalardaki sarkık dokuların oluşumunu önler.
Sistit Nedir
Sistit idrar kesesi iltihabıdır. Genellikle “Escherichia Coli”, “Preteus”, stafilokok ve enterekoklar gibi mikroorganizmaların neden olduğu çok sık rastalanan bir hastalıktır.
İdrar kesesi normal olarak hastalıklara karşı dirençlidir; bununla birlikte bazı mikropların buraya yerleşmesini kolaştırıcı durumlar sonucunda sistit gelişebilir.
Mikropların siyek yolu ile aşağıdan yukarıya doğru çıkıp, idrar kesesi içinde yerleşmesi, gebelik, idrar kesesi taşı, prostat hipertrofisi gibi idrar akımını durduran ya da yavaşlatan bir etkenin var olması ya da uzun süre idrar sondası kullanılması durumunda kolaşlaşır.
Mikroplar aşağıdan yukarıya doğru inerek böbrek ya da böbrek pelvisinden idrar kesesine ulaşır. Bu mekanizma özellikle böbrek vereminin ardından gelişen idrar kesesi vereminde önem kazanır.
Sistitin üç temel belirtisi vardır :
-İdrar yapma sıklığında artış (pollakiüri)
-İdrar yaparken ağrı ve yanma
-Karnın alt bölgesinde ağrı
Sistit genellikle idrar kesesi ile sınırlı kalır ve son derece çabuk iyileşir. Bununla birlikte bezen iltihap idrar borusuna, böbrek havuzuna ya da böbreğe yayılabilir.
İdrar kesesi normal olarak hastalıklara karşı dirençlidir; bununla birlikte bazı mikropların buraya yerleşmesini kolaştırıcı durumlar sonucunda sistit gelişebilir.
Mikropların siyek yolu ile aşağıdan yukarıya doğru çıkıp, idrar kesesi içinde yerleşmesi, gebelik, idrar kesesi taşı, prostat hipertrofisi gibi idrar akımını durduran ya da yavaşlatan bir etkenin var olması ya da uzun süre idrar sondası kullanılması durumunda kolaşlaşır.
Mikroplar aşağıdan yukarıya doğru inerek böbrek ya da böbrek pelvisinden idrar kesesine ulaşır. Bu mekanizma özellikle böbrek vereminin ardından gelişen idrar kesesi vereminde önem kazanır.
Sistitin üç temel belirtisi vardır :
-İdrar yapma sıklığında artış (pollakiüri)
-İdrar yaparken ağrı ve yanma
-Karnın alt bölgesinde ağrı
Sistit genellikle idrar kesesi ile sınırlı kalır ve son derece çabuk iyileşir. Bununla birlikte bezen iltihap idrar borusuna, böbrek havuzuna ya da böbreğe yayılabilir.
İdrarda Kan Gelmesi
İdrarda Kan Çıkması (Hematuri)
Böbreklerdeki ve idrar yollarının herhangi bir bölgesindeki çeşitli patalojiksüreçlerden kaynaklanabilir: Böbreklerde taş, verem, tümor, akut glomerülonefrit, enfarktüs; idrar borusunda taşiltihap; siyekte taş, iltihap.
İdrarda görülen kan miktarı etkene göre değişir. Kan bazen idrarda canlı kırmızıdan soluk kırmızaya kadar varan renk değişikliklerine yol açar. Bazı olgularda ise kanama ancak mikroskopla incelenen idrar çökeltisinde al yuvarların görülmesiyle belirlenir. İdrarda gözle görülmeyecek kadar az miktarda kan kimyasal tepkimeler yardımıyla da açığa çıkabilir.http://www.saglikcini.com
İdrarda kanın gözle görülebilecek miktarlarda çıktığı olgularda kanamanın kaynağını belirlemek için “üç bardak testi” kullanılır. Hastanın idrarını üç bardağa çıkarması istenir. Kan yalnız ilk bardakta görülüyorsa, idrar kesesinde kanama vardır. ( İdrar kesesinde kanamanın olduğu durumlarda kese dibinde göllenmiş olan kan işemenin en sonunda dışarıya çıkar) Her üç bardakta da kan görülüyorsa kanama böbreklerde ya da idrar borusundadır. Bu durumda kan, oluşumundan başlayarak idrara karışır.
Kadında Vulvanın İltihaplanması
Vulvit : Kadında dış cinsel orhanların tümünü içeren vulvanın iltihaplanması.
Vulvit, vulvanın bulunduğu konum bakımından çeşitli sebeplere bağlı olarak gelişebilir. Vulva hem deriye ilişkin iltihabı patolojiye, hem de idrar ve üreme yolları patolojilerine açık bir konumdadır. Ayrıca bazı iltihabi süreçlerin özelleiklerini şiddetlendiren hormonal uyarılara da duyarlıdır. Vulvit, hastalığa yol açan nedene göre çok değişik özellikler gösterebilir. Vulva kızarık şişkin ve ağrılı olabilir. Bazen üstünde irinli küçük papülalar ya da ülserler oluşur. Çoğu kez aynı anda döl yolunu da tutan bir durum (vulvovajinit) söz konusudur. Bu durumda dölyolu ağzından dışarıya iltihaplı bir salgı çıkabilir.
Vulvovajinit : Vulvayı (Kadın üreme organlarının dış bölümü) ve döl yolunu aynı anda etkileyen iltihaplanma. Vajinit ve vulvit belirtileriyle kendini belli eder. Her iki oluşumu aynı anda tutan en yaygın etkenler gonokoklar, Trichomonas vaginalis, Candida albicans gibi mantarlar, herpes simplex virüsüdür.
Vajina Temizliği Nasıl Yapılmalı
Vajinal hijyen kadın sağlığı konusunda önemli bir noktadır. Pek çok kadın vajinal enfeksiyonlar sebebiyle sıkıntılar yaşamaktadır. Vajinada kötü koku, aşırı akıntı, iltihap gibi durumlar vajina temizliğinin yetersizliğinden ya da yanış yapılan vajina temizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu durumların önüne geçmek için Vajina hijyenine özen göstermek ve bilinçli bir temizlik şartdır. Yanlış ya da eksik yapılan vajinal temizlik bir çok hastalığın ortaya çıkmasına hatta genital siğilllerin nüksetmesine kadar ciddi boyutlara ulaşan hastalıklara sebebiyet verebiliyor.
Vajinal bölgenin kendine özgü bir temizlik sistemi bulunuyor. Vajinada oluşabilecek bakteri ve enfeksiyonları önlemek için vajina kendine has bir salgı üretiyor. bu salgı sayesinde vajina kendini koruyabiliyor. Ancak kimi durumlarda kadınlar vajinanın bu kendine has yapısını bilmeyerek bozabiliyorlar. Ph yapısı uygun olmayan veya çok yüksek olan el sabunları vajinal bölgenin kendine özgü asidik yapısının bozulmasına sebep oluyor. Yani sık yapılan ve temizlik sanılanılan el sabunları ile vajinal bölge temizliği yapmak esasında yanlış bir durum olarak görülüyor ve vajinanın kendini koruma sistemi bozularak çeşitli enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor.
Vajina Temizliği Konusunda Nelere Dikkat Edilmelidir ?
Vajinal bölgenin kendine özgü bir temizlik sistemi bulunuyor. Vajinada oluşabilecek bakteri ve enfeksiyonları önlemek için vajina kendine has bir salgı üretiyor. bu salgı sayesinde vajina kendini koruyabiliyor. Ancak kimi durumlarda kadınlar vajinanın bu kendine has yapısını bilmeyerek bozabiliyorlar. Ph yapısı uygun olmayan veya çok yüksek olan el sabunları vajinal bölgenin kendine özgü asidik yapısının bozulmasına sebep oluyor. Yani sık yapılan ve temizlik sanılanılan el sabunları ile vajinal bölge temizliği yapmak esasında yanlış bir durum olarak görülüyor ve vajinanın kendini koruma sistemi bozularak çeşitli enfeksiyonlara davetiye çıkarıyor.
Vajina Temizliği Konusunda Nelere Dikkat Edilmelidir ?
1-Vajinal duş olarak tabir edilen Vajinanın içini yıkamak vajina için zararlıdır.
2-Vajina sabun ile yıkanmamalıdır. Sabun Vajinanın yapısını bozabilir. Dış genital bölge sabunla yıkanabilir. Vajina için üretilen temizleme sıvıları da sadece dış genital bölge için üretilmiştir.
3-Regl dönemlerinde kullanılan pedler sık sık değiştirilmelidir. En fazla 4 Saat de bir değiştirilen ped vajinada kötü koku oluşumuna neden olmaz ve bakteri ürememesini sağlar.
4-Vajinanın sürekli olarak kuru kalması sağlanmalıdır. Nemli ortamda bakteriler daha fazla ve daha sık ürer.
5-Vajina silinirken mutlaka önden arkaya doğru su ile silinmelidir. Asla arkadan öne doğru silinmemelidir.
2-Vajina sabun ile yıkanmamalıdır. Sabun Vajinanın yapısını bozabilir. Dış genital bölge sabunla yıkanabilir. Vajina için üretilen temizleme sıvıları da sadece dış genital bölge için üretilmiştir.
3-Regl dönemlerinde kullanılan pedler sık sık değiştirilmelidir. En fazla 4 Saat de bir değiştirilen ped vajinada kötü koku oluşumuna neden olmaz ve bakteri ürememesini sağlar.
4-Vajinanın sürekli olarak kuru kalması sağlanmalıdır. Nemli ortamda bakteriler daha fazla ve daha sık ürer.
5-Vajina silinirken mutlaka önden arkaya doğru su ile silinmelidir. Asla arkadan öne doğru silinmemelidir.
Vajina ph değeri yüksek olmayan fazla kimyasal madde içermeyen bir sabunla dış yüzeyi olmak kaydıyla yıkanabilir. Bolca durulandıktan sonra da mutlaka iyice kurutulması gerekir.
Bir Avuç Ceviz Meme Kanserini Önlüyor
Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü ve California Ceviz Komisyonu tarafından finanse edilen ABD’deki Marshall Üniversitesi’nden Elaine Hardman’ın liderliğinde yapılan araştırmada günde bir avuç yiyilen cevizin meme kanserini önleyebileceği idda edildi.
Araştırma öncelikle kobay fareler üzerinde denendi. Farelere anne karnından yetişkinlik dönemlerine kadar, insanlarda bir avuca tekabül edecek ceviz yedirdi. Ceviz yiyen farelerde meme kanseri oranının yarı yarıya azaldığı, kansere yakalananlarda ise daha az ve küçük tümörler görüldüğü tespit edildi.
Araştırma öncelikle kobay fareler üzerinde denendi. Farelere anne karnından yetişkinlik dönemlerine kadar, insanlarda bir avuca tekabül edecek ceviz yedirdi. Ceviz yiyen farelerde meme kanseri oranının yarı yarıya azaldığı, kansere yakalananlarda ise daha az ve küçük tümörler görüldüğü tespit edildi.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar : HIV (AIDS), Hepatit B, Bel soğukluğu (Gonore), Frengi, Genital herpes ( Genital Siğil), Klamidyoz, Trikomoniyazis, Kandidiyazis, Yumuşak şankır, Granuloma inguinale, Lenfogranuloma venerium gibi hastalıklar cinsel yollarla kişiden kişiye bulaşır. Pek çoğu kişilerde ciddi enfeksiyonlara yol açar, hayat standartlarını düşürür, yaşamı elverişsiz hale getirir. Aids ve Hipatit B ise oldukça tehlikelidir. Aids kişiyi ölüme kadar götürebilmektedir.
Bu hastalıklar Cinsel yolla bulaştığı gibi kan yolu ile de bulaşabilirler.Aids, Hepatit B ve Frengi mikrobu kanda bulunduğundan kan yolu ile bulaşabilr. Sterilize olmayan şırıngalar, iğneler, kesici ve delici aletler mikrobun bulaşmasında rol oynar. Ayrıca kontrolsüz kan nakli de mikrobun bulaşması açısından etkilidir.
Bu hastalıklar Cinsel yolla bulaştığı gibi kan yolu ile de bulaşabilirler.Aids, Hepatit B ve Frengi mikrobu kanda bulunduğundan kan yolu ile bulaşabilr. Sterilize olmayan şırıngalar, iğneler, kesici ve delici aletler mikrobun bulaşmasında rol oynar. Ayrıca kontrolsüz kan nakli de mikrobun bulaşması açısından etkilidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar anneden bebeğe de geçebilirler. Aids, Hepatit B, Gonore, Frengi, Genital Herpes ve Klamidyoz gibi hastalıklar hamilelik esnasında bebek anne karnında iken ve doğum esnasında anneden bebeğe de bulaşabilirler.
Cinsel yolla Bulaşan Hastalık Belirtileri
İdrar yaparken yanma, ağrı duyma.
Vajina ve penisten normal olmayan bir akıntı gelmesi.
Deride yara, kabarcık, su toplaması, çatlak gibi durumlar
Cinsel organlarda siğillerin görülmesi
İlişki sırasında görülen ağrı, acı ve ilişkiden sonra vajinadan kan gelmesi.
Yukarıdaki belirtiler görüldüğü takdir de en yakın bir sağlık kuruluşuna gitmelisiliniz. Bu hastalıklar ancak test yolu kesin olarak anlaşılabilir.
Vajina ve penisten normal olmayan bir akıntı gelmesi.
Deride yara, kabarcık, su toplaması, çatlak gibi durumlar
Cinsel organlarda siğillerin görülmesi
İlişki sırasında görülen ağrı, acı ve ilişkiden sonra vajinadan kan gelmesi.
Yukarıdaki belirtiler görüldüğü takdir de en yakın bir sağlık kuruluşuna gitmelisiliniz. Bu hastalıklar ancak test yolu kesin olarak anlaşılabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için yapılması gerekenler
Bu hastalıklardan korunma konusunda en çok dikkat edilmesi konu hastalık şüphesi olabilecek kişilerle cinsel ilişkiden kaçınmaktır. Çok eşlilik bu tip hastalıklara yakalanmada en büyük risktir.
Cinsel ilişkide mutlaka kaliteli bir prezervatif kullanılmalıdır.Prezervatifler arasında lateks yapılı olanlar tercih edilmelidir.Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Cinsel ilişkide mutlaka kaliteli bir prezervatif kullanılmalıdır.Prezervatifler arasında lateks yapılı olanlar tercih edilmelidir.Prezervatif bir kez kullanılmalı ve ilişki sonrası çıkartıldıktan sonra poşete koyularak atılmalı ve eller sabunlu suyla yıkanmalıdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)