Ebeveynler, çocuklar amacıyla göz ve diş gibi muayeneleri ufak yaşlardan itibaren yaptırıyorlar. Ancak kolesterol, obezite, kan sayımı gibi muayene ve testlerin genellikle büyüklerin gereksinimi bulunduğu düşünülür.
Uzmanlara göre işte çocuğun sıhhatli gelişimi amacıyla 5 yaşından sonra kesinlikle yapılması gereken muayeneler! Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Çocukların bilhassa iki yaşa kadarki zamanlarında muayene günleri özenle takip edilir, çocuğun gelişimi santim santim not alınır. Ancak 5 yaşından sonra çocuğun muayeneleri, diş ve göz sağlığı ile genellikle sınırlı kalır.
Sosyal Pediatri Eksperi Doç. Dr. Selda Karaayvaz, çocuk sağlığı amacıyla mühim ve 18 yaşına kadar derli toplu yapılması gereken muayene ile testler konusu ile ilgili aileleri uyarıyor. İşte 5 yaş ardından çocukların kesinlikle yapılması gereken 10 muayene!
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Diş Kontrolü
Her çocuk okul evveli dönemde kesinlikle senede en az bir kere diş doktoruna götürülmeli, diş çürükleri tedavi edilmeli. Okullar açılmadan evvel de diş muayenesi yaptırılmalı. Son yıllarda, Dünya Sıhhat Örgütü ve Dünya Diş Hekimleri Birliği’nin yayınladığı bildirilerde; ağız ve diş sağlığının, kalp ve damar hastalıklarından diyabete pek çok hastalıkla teması bulunduğu belirtiliyor. Bu hastalıkların tedavilerinde, ağız sağlığının çok büyük rolü bulunduğu vurgulanıyor. Anne babaların ağız ve diş bakımı konusu ile ilgili çocuklarına iyi misal olmaları şart.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! İşitme Testi
Çocuklarda hafif orta derecede işitme azlıkları fazlalıkla fark edilmeyen fakat mühim bir sıhhat sorunu. Solunum yolu enfeksiyonlarından yüksek sesle müzik dinleme alışkanlığına dek çoğu neden işitme kayıbına zemin hazırlayabiliyor. İşitme azlığı, çocuğun dil ve konuşma, konsantrasyon, zihinsel gelişim ve okul başarılı olmasını olumsuz etkileyebiliyor. O amaçla okul evvel kesinlikle KBB eksperine başvurarak, bilhassa 5 yaş itibariyle işitme testini yaptırın.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Kolesterol Ölçümü
Kolesterol bundan sonra çocuklarda da görülebilen bir sıhhat sorunu. Kalıtsal olabildiği gibi sağlıksız beslenme, abur cubur tüketme bağımlılıkları neticesi çoğalan kan yağları 9 yaştan itibaren damarlara zarar vermeye ve sertleşmenin erken başlamasına niçin olabiliyor. Genellikle de birinci derece akrabalarında kolesterol ve trigliserid yüksekliği olan, 55 yaş altında kalp krizi, kalp spazmı geçiren, anjiyo yapılması gereken aile kişiyi olan çocukların kesinlikle kan yağ düzeylerine bakılmalı. Ailevi riski olan bu çocuklara en erken 2 yaşında araştırma yapılıp az yağlı ürünlerle beslenme başlatılmalı. Evrensel kan yağları taraması 8 yaştan sonra her çocuğa öneriliyor. Bu şekilde kalp damar hastalıklarının gelişimine engel olunabiliyor.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene!
Göz Muayenesi Ülkemizde okul çağındaki her dört çocuktan birisinde göz hastalıkları var. Sorun basit fark edilmeyebildiğinden her çocuğun 3 yaşından itibaren göz muayenesi olması gerekiyor. İlkokula başladıktan sonra da derli toplu muayenelere devam edilmeli. Aksi halde, erken belirleme edilip basitçe çözüme kavuşabilecek sorun, vakit kayıbı olduğunda zorlu bir prosese girebildiği gibi, çocuğun okul başarılı olmasını da etkiliyor. Baş ağrısı ve yorgunluktan endişe sorunu ve kaza geçirmeye kadar çoğu ek meseleye yol açabiliyor.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Kan Sayımı
Ülkemizde bilhassa demir eksikliği ya da buna bağlı kansızlık çocuklarda süregelen bir sıhhat sorunu bulunduğu için, tam kan sayımı ile beraber demir depolarının incelenmesi öneriliyor. 6-14 yaş arası en az bir kan sayımı yapılmalıdır. Erken tanınıp tedavi edilmediğinde sık enfeksiyona yakalanma, halsizlik, yorgunluk yanısıra fiziksel ve zihinsel ilerleme geriliği ile okul başarısında düşmeye niçin olabilir.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Omurga Eğriliği Muayenesi
Günümüzde çocukların ufak yaşlardan itibaren tablet ve bilgisayar başında uzun vakit geçirmesi, hatalı duruş, ağır ve hatalı sırt çantası tüketimi gibi faktörler bel, boyun ve sırt ağrılarına niçin olabiliyor. Bunun yanısıra daha çok buluğ döneminde saptanan, skolyoz denilen omurga eğriliklerinin erken tespit edilebilmesi, eklemlerde hareket eksikliği gibi problemler olup olmadığının denetimi yönünden da muayene önemli. Türkiye'nin boy ortalaması kaç? SAĞLIK İşte Türkiye'nin boy ortalaması... Şok! Beyin yiyen amip yüzünden hayatını kaybetti! SAĞLIK Şok! Beyin yiyen amip yüzünden hayatını kaybetti! Migren kesinlikle tedavi edilmeli! İşte nedeni... SAĞLIK Migren kesinlikle tedavi edilmeli! İşte nedeni... Çenesinde çıkan sivilceyi önemsemedi, yaşamı karardı SAĞLIK Çenesinde çıkan sivilceyi önemsemedi, yaşamı karardı! Türk profesörün ameliyat yöntemi Avrupa'da yayılacak SAĞLIK Türk profesörden büyük başarı! Tıp tarihine girdi TBMM’nin yasama döneminin ilk gündemlerinden biri sağlıkta şiddet SAĞLIK Bakan Fahrettin Koca açıkladı! TBMM’nin yasama ...
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Obezite
Modern çağın salgın hastalığı obezite bugünümüzde çocukların karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden birisi. İnsülin direnci, hipertansiyon, Tip 2 diyabet gibi halleri tetikleyebilen obezite, çocuğun fiziksel sağlığı yanısıra ruhsal sağlığı ile sosyal yaşantısı ve okul başarılı olmasını da olumsuz etkiliyor. Çocuklara hem ailede hem de okulda şekerli gıda, karbonhidrat kullanımının zararları yönünden beslenme eğitimi verilmesi çok önemli.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Alerji
Son senelerde alerji çocuklarda en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor. Alerjik açıklanan fazlalıkla soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonu ile karıştırılabildiğinden vakit kaybedilebiliyor. Oysa alerji doktoruna başvurularak bir an evvel doğru tedaviye başlanması büyük ehemmiyet taşıyor.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Spor Öncesi Tetkikler
Düzenli spor yapan çocukların fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimlerinin yanı sıra okul başarılarının da daha yüksek bulunduğu görülüyor. Fakat çocuğunuzun akut ya da kronik bir hastalığı olmasa bile spora başlamadan evvel kesinlikle çocuk kardiyoloji doktoru doğrulusunda muayene olmasında, gerek görülürse araştırma yapılması ve ‘spor yapabilir’ raporunun bu bölümden alınmasında yarar var. Gerekirse bazı kan tetkikleri ve kalp testleri de yaptırılmalı.
Çocuklara 5 yaşından sonra yapılması gereken 10 muayene! Çocukluğa özgü davranım bozuklukları ve tikler
Çocuklarda; yaşa özgü birtakım davranım bozuklukları, okul evveli ve okul döneminde görülebilen gece terörü, tırnak yeme, hiperaktiflik, tikler, yalan söyleme, çalma gibi problemlerin yanı sıra, endişe sorunu ve daha ileri halde depresyona dek gidebilen tablolar olabiliyor. Okul başarı kaygısı çocuklarda fazlaca görülürken, eşlik eden boşanma, parasal sıkıntı, ihmal, istismara uğrama gibi problemler da varsa çocuğun etkilenmesi çok daha çok oluyor. Bunların gözden geçirilip aile ve çocuğa profesyonel destek verilmesi gerekir. Yine çocuğun örgün eğitime uyumu, dost öğretmen ilişkileri, öğretmenin gözlemleri ve fikirleri kesinlikle çocuğun hekimi doğrulusunda bilinmeli. Ailevi ya da sosyal tehlikeler erken dönemde tanınıp tedbir alındığında elbette çocuklarımıza çok daha sıhhatli güzel bir ileriki hazırlanabilir.
3 Ekim 2018 Çarşamba
10 Nisan 2018 Salı
GİRİŞİMCİ ÇOCUK YETİŞTİRMENİN YOLLARI
Günümüzde maaşlı bir işte çalışmak ve ömür boyu aynı iş yerinde çalışıp emekli olmak biraz imkansız hale geldi denilebilir. Özellikle de beklenen yaşam süresinin 60’lı yaşlarda olmasına karşın emekliliğin de 60’lara yükselmesi, insanların emekli olmaktan biraz umutlarını kesmelerine neden oldu. Bunun etkilerini gelecekte çok daha net bir şekilde görme imkanımız olacak. Dolayısıyla artworkık girişimci çocuk yetiştirmenin yollarına başvurma vakti geldi!
Karar Verme Yeteneğini Geliştirin
Bir girişimcinin en önemli özelliği, elbette kendi kararlarını verebilme kabiliyeti. Bunu yapabilmek için onu yetiştirirken kendi ufak kararlarını vermesi hususunda ona destek olmalısınız. okayüçüokay yaşlarda biraz daha sizin kararlarınıza göre hareket eden çocuğunuz, yaşı büyüdükçe kendi istediği şeyleri yapmak isteyecektir ve onu bu konuda sınırlamak ve yasaklar koymak yerine, ona doğru kararı vermesi için bir yol gösterici olabilirsiniz. Bu sayede aldığı her bir kararın bir de sonucuyla karşılaşacağını kolayca öğrenebilir.
Başarısız Olmasına İzin Verin
Bazı aileler maalesef çocuklarının başarısı konusunda takıntılı olabiliyorlar. Derslerden tutun da çocukların gittikleri hobi kurslarına kadar pek çgood enough şeyde başarı takıntısı esas başarısızlığın sebebi olabiliyor. Bunu yapmak yerine, çocuğunuzun zaman zaman başarısız olmasına izin vermeli, ancak bu başarısızlıktan öğrendiklerini anlaması için ona destek olmalısınız. Böylelikle başarısızlığın bir son değil, yeniden denemek için bir fırsat olduğunu anlayacaktır.
Sorun Çözmesini Sağlayın
Çocukların hayatında da çeşitli sorunlar karşılarına çıkar ve bu sorunların üstesinden gelmelerini sağlamak için onlara destek olmanız gerekebilir. Pek çadequate aile ise direkt olarak çocuğun sorununu kendi çözmek üzere hareket eder ve bu durum çocuğun sorun çözme kabiliyetini okayöreltir. Burada yapmanız gereken, karşıl. a.ştığı sorun ve sıokayıntıları çözmesi için onu reason etmek ve sizden fikir almak istediğinde onu fikirlerinizle desteklemek.
Kurallara Karşı Çıkmasını Sağlayın
Eğitim sistemimiz maalesef çocukların kuralları ve ahlaki normları okayörü körüne takip etmeleri gerektiğini öğretiyor. Ancak girişimcilerin en olmadıokay anlarda, en alışılmadık şekilde sorunları çözmelerinin gerekmesi, onları biraz standart insanların dışına itiyor. Eğer bir girişimci çocuk sahibi olmak istiyorsanız, toplumun ve çevrenin huzurunu kaçırmadan kurallara karşı meşru mücadeleler içerisine girebileceğini ona öğretin.
Karar Verme Yeteneğini Geliştirin
Bir girişimcinin en önemli özelliği, elbette kendi kararlarını verebilme kabiliyeti. Bunu yapabilmek için onu yetiştirirken kendi ufak kararlarını vermesi hususunda ona destek olmalısınız. okayüçüokay yaşlarda biraz daha sizin kararlarınıza göre hareket eden çocuğunuz, yaşı büyüdükçe kendi istediği şeyleri yapmak isteyecektir ve onu bu konuda sınırlamak ve yasaklar koymak yerine, ona doğru kararı vermesi için bir yol gösterici olabilirsiniz. Bu sayede aldığı her bir kararın bir de sonucuyla karşılaşacağını kolayca öğrenebilir.
Başarısız Olmasına İzin Verin
Bazı aileler maalesef çocuklarının başarısı konusunda takıntılı olabiliyorlar. Derslerden tutun da çocukların gittikleri hobi kurslarına kadar pek çgood enough şeyde başarı takıntısı esas başarısızlığın sebebi olabiliyor. Bunu yapmak yerine, çocuğunuzun zaman zaman başarısız olmasına izin vermeli, ancak bu başarısızlıktan öğrendiklerini anlaması için ona destek olmalısınız. Böylelikle başarısızlığın bir son değil, yeniden denemek için bir fırsat olduğunu anlayacaktır.
Sorun Çözmesini Sağlayın
Çocukların hayatında da çeşitli sorunlar karşılarına çıkar ve bu sorunların üstesinden gelmelerini sağlamak için onlara destek olmanız gerekebilir. Pek çadequate aile ise direkt olarak çocuğun sorununu kendi çözmek üzere hareket eder ve bu durum çocuğun sorun çözme kabiliyetini okayöreltir. Burada yapmanız gereken, karşıl. a.ştığı sorun ve sıokayıntıları çözmesi için onu reason etmek ve sizden fikir almak istediğinde onu fikirlerinizle desteklemek.
Kurallara Karşı Çıkmasını Sağlayın
Eğitim sistemimiz maalesef çocukların kuralları ve ahlaki normları okayörü körüne takip etmeleri gerektiğini öğretiyor. Ancak girişimcilerin en olmadıokay anlarda, en alışılmadık şekilde sorunları çözmelerinin gerekmesi, onları biraz standart insanların dışına itiyor. Eğer bir girişimci çocuk sahibi olmak istiyorsanız, toplumun ve çevrenin huzurunu kaçırmadan kurallara karşı meşru mücadeleler içerisine girebileceğini ona öğretin.
14 Mart 2018 Çarşamba
BEBEĞİ KUCAĞA ALIŞTIRMAK DOĞRU MU?
Bebek bakmanın kendine has pek çok zorluğu bulunuyor ve özellikle ilk çocuklarına sahip olan anne babalar bu konuda bir hayli zorluk çekebiliyorlar. Buna bir de tanıdıkların yaptıkları müdahaleler ve kulaktan dolma bilgiler eklendiği zaman, bebek bakımı neredeyse bir eziyet olabiliyor. Bu konuda yapılan en büyük tartışmalardan birisi de tabii ki bebeği kucağa alıştırmak doğru mu sorusunun cevabı. Zira pek çok kişi bebeği kucağa alıştırmanın pek iyi olmadığını ve bir an önce onu bundan vazgeçirmek gerektiğini belirtiyor. Dolayısıyla kucak konusunun biraz daha detaylarına inmeye karar verdik.
Bebeğin ilk altı ay boyunca annesine çok fazla bağlı olduğunu, hatta anne ile bebeğin birbirinden ayrılmaz bir yapıya sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bu dönemde bebek her zaman annesinin yanında olma ihtiyacı hisseder ve annesi olmadığında huzursuzluk hisseder, huysuzlanır. Dolayısıyla ona bu dönemde varlığınızı hissettirmeniz, ona sarılmanız ve onu kucağınıza almanız, bebeğinizin çok daha sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gerekli. Altıncı aydan başlayarak üç yaşına kadar devam eden dönemde ise bebeğiniz artık sizden ayrışma ve kendi kişiliğini kazanma dönemine geçiş yapmaktadır.
Özellikle bir yaş civarlarında bebeğiniz artık sizden daha uzun süre ayrı kalacaktır ve çevresini keşfedebilmek için zaman zaman sizi unutacaktır. Ancak bir süre sonra sizin varlığınıza gerek duyacağı için yeniden kucağınıza dönmek istemesi çok normal. Bu dönemde bebeğin annesini aradığı zaman bulabilmesi gerekiyor ve bu yüzden ona kucağınızı açmalısınız.
Lakin bu noktada önemli bir bilgi mevcut. Zira altıncı aydan sonra bebeğin devamlı kucakta tutulması, onun kas gelişimine sekte vuruyor ve bu yüzden ihtiyaç duyduğunda onu kucağınıza almanız, ardından müsait olduğu anda tekrar bırakmanız gerekiyor. Anne ve baba kucağına alışmış olan çocuklar daha uzun sürelerle kucakta durmayı sevseler de bu fiziksel hareketlerinin kısıtlanmasına neden olacaktır.
Eğer bebeğiniz kucak olmadan bir türlü uyumuyorsa, onu ilk olarak kucağa alabilir ve rahatlatabilir, ardından yeniden yatağa yatırarak uyuyana kadar bu döngüyü sürdürebilirsiniz. Başlarda bu sizin için biraz uzun sürecektir ancak o da bir süre sonra kucakla arasına daha fazla mesafe koyacaktır. Elbette bunu en erken altıncı ayda gerçekleştirmelisiniz.
Bebeğin ilk altı ay boyunca annesine çok fazla bağlı olduğunu, hatta anne ile bebeğin birbirinden ayrılmaz bir yapıya sahip olduklarını söyleyebiliriz. Bu dönemde bebek her zaman annesinin yanında olma ihtiyacı hisseder ve annesi olmadığında huzursuzluk hisseder, huysuzlanır. Dolayısıyla ona bu dönemde varlığınızı hissettirmeniz, ona sarılmanız ve onu kucağınıza almanız, bebeğinizin çok daha sağlıklı bir şekilde gelişmesi için gerekli. Altıncı aydan başlayarak üç yaşına kadar devam eden dönemde ise bebeğiniz artık sizden ayrışma ve kendi kişiliğini kazanma dönemine geçiş yapmaktadır.
Özellikle bir yaş civarlarında bebeğiniz artık sizden daha uzun süre ayrı kalacaktır ve çevresini keşfedebilmek için zaman zaman sizi unutacaktır. Ancak bir süre sonra sizin varlığınıza gerek duyacağı için yeniden kucağınıza dönmek istemesi çok normal. Bu dönemde bebeğin annesini aradığı zaman bulabilmesi gerekiyor ve bu yüzden ona kucağınızı açmalısınız.
Lakin bu noktada önemli bir bilgi mevcut. Zira altıncı aydan sonra bebeğin devamlı kucakta tutulması, onun kas gelişimine sekte vuruyor ve bu yüzden ihtiyaç duyduğunda onu kucağınıza almanız, ardından müsait olduğu anda tekrar bırakmanız gerekiyor. Anne ve baba kucağına alışmış olan çocuklar daha uzun sürelerle kucakta durmayı sevseler de bu fiziksel hareketlerinin kısıtlanmasına neden olacaktır.
Eğer bebeğiniz kucak olmadan bir türlü uyumuyorsa, onu ilk olarak kucağa alabilir ve rahatlatabilir, ardından yeniden yatağa yatırarak uyuyana kadar bu döngüyü sürdürebilirsiniz. Başlarda bu sizin için biraz uzun sürecektir ancak o da bir süre sonra kucakla arasına daha fazla mesafe koyacaktır. Elbette bunu en erken altıncı ayda gerçekleştirmelisiniz.
BEBEĞİ KUNDAK YAPMAK DOĞRU MU?
Bebeklerimizin bakımı oldukça zahmetli ancak bakım sırasında atalarımızdan kalan her geleneğin doğru olduğunu kabul ettiğimiz için onlara zarar verdiğimiz bazı durumlar da mevcut. Özellikle yanlış kundaklama, taşırken yapılan hatalar, bezin yanlış bağlanması ve yürüteç kullanılmasından kaynaklanan bacak ve kalça problemleri, bebeklerin ilerleyen yaşlarında sorunlar yaşamalarına neden oluyor.
Bebekleri kundaklamak geçmişte sorgusuz sualsiz uygulanan bir yöntemdi ancak son dönemlerde doktorlar buna karşı söylemler geliştirdiler ve her ne kadar kundaklamayı savunan kişiler olsa da genel eğilim kundağın doğru olmadığı yönünde. Zira kundak bebeklerin daha kolay uyumasını sağlamakta ve ani bebek ölümü sendromu riskini de düşürebilmekte ancak sağladığı faydalar genel olarak ailelerin kendi rahatına yönelik ve bebeğin bu işten bazı risklerin potansiyel olarak azalması haricinde ciddi bir faydası bulunmuyor. Dolayısıyla biraz tembellik etmek isteyen anne babalar için uygun bir yöntem olduğu söylenebilir. Lakin kundağın dikkat çekici pek çok zararı da mevcut ve bebekler bu zararların etkilerini doğrudan hissediyorlar.
Kundaklanan bebeklerde kundağın sıkı sarılması sonucunda kalça çıkığı riski ciddi oranda artarken, bebeğin nefes alma hızı da artar ve akciğer gelişiminde gerilik görülebilir. Ayrıca kundak yaz aylarında bebeğin çok fazla ısınmasına yol açabilir. Kundaklanmış olan bebeklerin geceleri çok daha nadir uyanmaları aileler tarafından beğenilse de, bu durum bebeğin daha az beslenmesine neden olmaktadır ve dolayısıyla bebeğin kilo gelişimine sekte vurabilir. Ayrıca kundak bir şekilde açılacak olursa, bebeğin boğulması gibi riskler de ortaya çıkabilir. Ayrıca ilk üç aydan sonra bebekler kendi kendilerine dönmeye başlayabilirler ve elleri bağlıyken yüz üstü dönerlerse boğulma risklerinde artış yaşanır.
Genel anlamda bakıldığında bebeğin kundaklanmasının getirdiği faydalar, kundağın zararları tarafından pek de telafi edilemiyor. Bunun yerine uzmanlar el ve kolu bağlayan ancak bacakların ve kalçanın serbest olmasını sağlayan bir yarım kundak tarzının çok daha kabul edilebilir olduğunu belirtiyorlar.
Fakat pek çok uzman, kundağın mümkün olduğu sürece uygulanmaması gerektiğini size anlatacaktır ve bu konudaki hassasiyetleri çok normal. Zira aileler kundaklamanın nasıl yapılacağı konusunda genellikle biraz cahilce davranıyorlar ve bunun tamamen önlenmesi için kundağın terk edilmesi doktorlar tarafından isteniyor.
Bebekleri kundaklamak geçmişte sorgusuz sualsiz uygulanan bir yöntemdi ancak son dönemlerde doktorlar buna karşı söylemler geliştirdiler ve her ne kadar kundaklamayı savunan kişiler olsa da genel eğilim kundağın doğru olmadığı yönünde. Zira kundak bebeklerin daha kolay uyumasını sağlamakta ve ani bebek ölümü sendromu riskini de düşürebilmekte ancak sağladığı faydalar genel olarak ailelerin kendi rahatına yönelik ve bebeğin bu işten bazı risklerin potansiyel olarak azalması haricinde ciddi bir faydası bulunmuyor. Dolayısıyla biraz tembellik etmek isteyen anne babalar için uygun bir yöntem olduğu söylenebilir. Lakin kundağın dikkat çekici pek çok zararı da mevcut ve bebekler bu zararların etkilerini doğrudan hissediyorlar.
Kundaklanan bebeklerde kundağın sıkı sarılması sonucunda kalça çıkığı riski ciddi oranda artarken, bebeğin nefes alma hızı da artar ve akciğer gelişiminde gerilik görülebilir. Ayrıca kundak yaz aylarında bebeğin çok fazla ısınmasına yol açabilir. Kundaklanmış olan bebeklerin geceleri çok daha nadir uyanmaları aileler tarafından beğenilse de, bu durum bebeğin daha az beslenmesine neden olmaktadır ve dolayısıyla bebeğin kilo gelişimine sekte vurabilir. Ayrıca kundak bir şekilde açılacak olursa, bebeğin boğulması gibi riskler de ortaya çıkabilir. Ayrıca ilk üç aydan sonra bebekler kendi kendilerine dönmeye başlayabilirler ve elleri bağlıyken yüz üstü dönerlerse boğulma risklerinde artış yaşanır.
Genel anlamda bakıldığında bebeğin kundaklanmasının getirdiği faydalar, kundağın zararları tarafından pek de telafi edilemiyor. Bunun yerine uzmanlar el ve kolu bağlayan ancak bacakların ve kalçanın serbest olmasını sağlayan bir yarım kundak tarzının çok daha kabul edilebilir olduğunu belirtiyorlar.
Fakat pek çok uzman, kundağın mümkün olduğu sürece uygulanmaması gerektiğini size anlatacaktır ve bu konudaki hassasiyetleri çok normal. Zira aileler kundaklamanın nasıl yapılacağı konusunda genellikle biraz cahilce davranıyorlar ve bunun tamamen önlenmesi için kundağın terk edilmesi doktorlar tarafından isteniyor.
26 Nisan 2016 Salı
ÇOCUKLARDA GECE TERLEMESİ NEYİN HABERCİSİ?
Terlemenin faydası ter bezlerinin yaydığı sıvının, vücuttan atıldıktan sonra buharlaştığı ve böylece vücudun aşırı sıcaklarda ısı dengesini koruduğudur. Terlemenin ikinci faydası ise insan vücudundaki zararlı maddeler terleme yoluyla dışarı atılması olarak gösterilir.
Gece terlemesi ebeveynlerin çocuklarında en çok endişe ettikleri bir durumdur. Gece, çocuklarda terleme çok sık görülür fakat genel olarak çok kötü bir anlamı yoktur. Çarşaflarının ve elbiselerinin sırılsıklam olması şeklinde bir gece terlemesi olur.
GECE TERLEMESİNİN NEDENLERİ
Çocuklarda çeşitli nedenlerle gece terlemesi görebilirsiniz. Genellikle fizyolojik, yani altında hastalık olamayan normal bir durumdur. En çok çevre faktörlerinden kaynaklanan bir durumdur. Çok fazla giysiler, fazla örtünmeden, çok sıcak oda ıssısından kaynaklanan terlemedir.
Çocuklar yetişkinlere göre daha çabuk ve kolay terler. Yıl 2012’de 7 - 12 yaş arası 6381 çocuk arasında yapılan bir araştırmada 11,7 % çocukların haftada en az 1 kere gece terlediğini tespit edilmiştir. Erkek çocuklarında daha fazla görüldüğü ve genellikle terlemenin üst solunum yollu hastalıkları, sinuzit, bronşit, genel soğuk algınlığı, uyku bozuklukları ve atopik hastalıklara bağlı olarak görülmüştür.
Çocuklarda gece terlemeleri sağlık sorunlarında görülebilir: Viral enfeksiyonlar, bronşit, sinüs enfeksiyonu, zatürre gibi sağlık sorunları. Eğer çocuğunuz gece yarısı uyanıyorsa ve aşırı bir susama ve açlık ile diyabet hastalığın bir işareti olabilir. Çocuklarda aşırı tiroid hormonu (tiroksin) salgılanması, hipertiroidi de aşırı terleme yapacaktır. Hipertiroidi rahatsızlığında çocuğun vücudu yorgun olur, aşırı kilo kaybı ve karın ağrıları olur. 4-8 yaş arası çocuklarda gece korkulu rüyadan ile uyanmaları da gece terlemenin sebebi olabilir. Çok ciddi hastalıkların da bir belirtisi olabilir. Gece terlemesi Hodgkin hastalığı, lösemi, malign deri kanseri, tüberküloz, beyin hastalıkları gibi ciddi hastalıklarında işareti olabilir.
GECE TERLEMELERİNE KARŞI NASIL ÖNLEM ALINMALI?
Gece oda sıcaklığı 16-20 derece arası olmalı. Gece uyurken oda sıcaklığı ne kadar az olursa uyku kalitesi de o kadar iyi olacaktır. Çocuklarımızı fazla giysi ile yatırmamalıyız. Keten ve rahat giysiler tercih edilmeli. Çocuğa yatmadan önce ağır yemekler yedirilmemeli. Çok şekerli yiyeceklerden ve kafein içeren içecekler kaçınmalı. Çocuğunuzun sıvı alımı gün içerisinde yeterli olmalı. Eğer bunların hepsini uyguluyorsanız ve çocuğunuzda gece terlemesi çok aşırı bir şekilde devam ediyorsa artı yanın sıra başka şikayetler varsa (örneğin kilo kaybı, iştahsızlık) mutlaka bir çocuk doktoruna başvurmalısınız.
Gece terlemesi ebeveynlerin çocuklarında en çok endişe ettikleri bir durumdur. Gece, çocuklarda terleme çok sık görülür fakat genel olarak çok kötü bir anlamı yoktur. Çarşaflarının ve elbiselerinin sırılsıklam olması şeklinde bir gece terlemesi olur.
GECE TERLEMESİNİN NEDENLERİ
Çocuklarda çeşitli nedenlerle gece terlemesi görebilirsiniz. Genellikle fizyolojik, yani altında hastalık olamayan normal bir durumdur. En çok çevre faktörlerinden kaynaklanan bir durumdur. Çok fazla giysiler, fazla örtünmeden, çok sıcak oda ıssısından kaynaklanan terlemedir.
Çocuklar yetişkinlere göre daha çabuk ve kolay terler. Yıl 2012’de 7 - 12 yaş arası 6381 çocuk arasında yapılan bir araştırmada 11,7 % çocukların haftada en az 1 kere gece terlediğini tespit edilmiştir. Erkek çocuklarında daha fazla görüldüğü ve genellikle terlemenin üst solunum yollu hastalıkları, sinuzit, bronşit, genel soğuk algınlığı, uyku bozuklukları ve atopik hastalıklara bağlı olarak görülmüştür.
Çocuklarda gece terlemeleri sağlık sorunlarında görülebilir: Viral enfeksiyonlar, bronşit, sinüs enfeksiyonu, zatürre gibi sağlık sorunları. Eğer çocuğunuz gece yarısı uyanıyorsa ve aşırı bir susama ve açlık ile diyabet hastalığın bir işareti olabilir. Çocuklarda aşırı tiroid hormonu (tiroksin) salgılanması, hipertiroidi de aşırı terleme yapacaktır. Hipertiroidi rahatsızlığında çocuğun vücudu yorgun olur, aşırı kilo kaybı ve karın ağrıları olur. 4-8 yaş arası çocuklarda gece korkulu rüyadan ile uyanmaları da gece terlemenin sebebi olabilir. Çok ciddi hastalıkların da bir belirtisi olabilir. Gece terlemesi Hodgkin hastalığı, lösemi, malign deri kanseri, tüberküloz, beyin hastalıkları gibi ciddi hastalıklarında işareti olabilir.
GECE TERLEMELERİNE KARŞI NASIL ÖNLEM ALINMALI?
Gece oda sıcaklığı 16-20 derece arası olmalı. Gece uyurken oda sıcaklığı ne kadar az olursa uyku kalitesi de o kadar iyi olacaktır. Çocuklarımızı fazla giysi ile yatırmamalıyız. Keten ve rahat giysiler tercih edilmeli. Çocuğa yatmadan önce ağır yemekler yedirilmemeli. Çok şekerli yiyeceklerden ve kafein içeren içecekler kaçınmalı. Çocuğunuzun sıvı alımı gün içerisinde yeterli olmalı. Eğer bunların hepsini uyguluyorsanız ve çocuğunuzda gece terlemesi çok aşırı bir şekilde devam ediyorsa artı yanın sıra başka şikayetler varsa (örneğin kilo kaybı, iştahsızlık) mutlaka bir çocuk doktoruna başvurmalısınız.
Çocuk sağlığı nedir ?
‘Çocuk kokusu, cennet kokusudur’ diyen Peygamberimiz Hz. Muhammed, ‘Dünyada insanın en önemli işi, yüzünü ağartacak çocuklar yetiştirmektir.’ diyen Bernie Siegel ve daha onlarca kişi çocukların ne denli önemli olduklarını vurgulamıştır. Gerçekten de öyledir. Çocuklarımızın hem ruh hem de beden sağlığı itinayla korunmalıdır. Çünkü biz nasıl geçmişten geldiysek, onlarda geleceğe gidiyor. Bu yüzden de bizler çocuklarımız söz konusu olduğunda daha da dikkatli olmalıyız.
Bu yazımızda kısaca çocuk sağlığının ne olduğundan bahsedeceğiz. Elbette hemen her ebeveyn çocuklarının üzerine düşüp, onların sağlıklı bireyler olması için her şeyi yapıyordur. Ama her şeyin başı sevgi ve ilgidir diyerek yazımıza giriş yapalım.
İleriki yaşlarımızda sağlıklı bireyler olabilmemiz için sağlıklı bir çocukluk geçirmiş olmamız büyük önem taşımaktadır. Yani diyebiliriz ki geleceğin gençleri, geleceğin sağlıklı bireyleri de olmalı. Öncelikle çocuklarımıza arada bir genel sağlık taraması yaptırabiliriz. Bu sayede işitme kaybı ve demir eksikliği anemisi de çocukluk döneminde sağlık taramasıyla belirlenip, azaltılabiliyor. Göz kontrolleri de, çocuk sağlığı açısından önem taşımakta. Erken yaşta çocuklarımıza spor eğitimi vermeliyiz. Çünkü sadece erişkinlerin yaşadığı düşünülen hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklar çocuklarda da görülebiliyor ve bu rahatsızlıklar, uygun beslenme ve spor ile azaltılabilmekte.
Çocuk sağlığı için kontrolleri sıralayacak olursak eğer:
– Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri,
– Göz, KBB ve diş muayenesi,
-Kan sayımları ve kan şekeri ölçümü,
-Psikolog muayenesi,
– İdrar ve gaita ölçümleri,
– Karın ultrasonografisi.
Ayrıca çocukluk döneminde doktorun öngördüğü ve yapılması gereken tüm aşılar zamanında ve tam olarak yapılmalıdır. Çünkü çocuklukta geçirilmeyen ve aşısı da yapılmayan hastalıklar yetişkin yaşlarda kişi için büyük tehlike oluşturur. Bebeğinizin ağlaması ne yaparsanız yapın geçmiyorsa önemli bir hastalığın habercisi olabilir. Muhakkak bir uzmana götürün. Çocuğunuzda kusma, ateş gibi belirtiler gördüğünüzde ve olağanın dışındaysa yine vakit geçirmeden bir çocuk doktoruna danışmanızda fayda var.
Bu yazımızda kısaca çocuk sağlığının ne olduğundan bahsedeceğiz. Elbette hemen her ebeveyn çocuklarının üzerine düşüp, onların sağlıklı bireyler olması için her şeyi yapıyordur. Ama her şeyin başı sevgi ve ilgidir diyerek yazımıza giriş yapalım.
İleriki yaşlarımızda sağlıklı bireyler olabilmemiz için sağlıklı bir çocukluk geçirmiş olmamız büyük önem taşımaktadır. Yani diyebiliriz ki geleceğin gençleri, geleceğin sağlıklı bireyleri de olmalı. Öncelikle çocuklarımıza arada bir genel sağlık taraması yaptırabiliriz. Bu sayede işitme kaybı ve demir eksikliği anemisi de çocukluk döneminde sağlık taramasıyla belirlenip, azaltılabiliyor. Göz kontrolleri de, çocuk sağlığı açısından önem taşımakta. Erken yaşta çocuklarımıza spor eğitimi vermeliyiz. Çünkü sadece erişkinlerin yaşadığı düşünülen hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklar çocuklarda da görülebiliyor ve bu rahatsızlıklar, uygun beslenme ve spor ile azaltılabilmekte.
Çocuk sağlığı için kontrolleri sıralayacak olursak eğer:
– Sağlıklı çocuk takibinde düzenli olarak boy, ağırlık ve baş çevresi ölçümleri,
– Göz, KBB ve diş muayenesi,
-Kan sayımları ve kan şekeri ölçümü,
-Psikolog muayenesi,
– İdrar ve gaita ölçümleri,
– Karın ultrasonografisi.
Ayrıca çocukluk döneminde doktorun öngördüğü ve yapılması gereken tüm aşılar zamanında ve tam olarak yapılmalıdır. Çünkü çocuklukta geçirilmeyen ve aşısı da yapılmayan hastalıklar yetişkin yaşlarda kişi için büyük tehlike oluşturur. Bebeğinizin ağlaması ne yaparsanız yapın geçmiyorsa önemli bir hastalığın habercisi olabilir. Muhakkak bir uzmana götürün. Çocuğunuzda kusma, ateş gibi belirtiler gördüğünüzde ve olağanın dışındaysa yine vakit geçirmeden bir çocuk doktoruna danışmanızda fayda var.
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Ağrısız Varis Tedavisi Nedir?
Temel olarak varis tedavisinde tedavinin öncesinde uygulanan bölgesel uyuşturma işlemi sayesinde tedavi sırasında bacakta ağrı duyulmasının önüne geçilir.
Bu işlem genel olarak tedaviye başlanmadan önce bacaktaki sinirlerin toplandığı kasık bölgesindeki ana sinir alanında yapılan “femoral blok” işlemi ile sağlanır.
Hasta uyanık ve son derece rahat
Hasta bacağında ağrıyı duymaz hale gelmesine rağmen dokunma hissini kaybetmez. Narkoz uykusuna dalmaz.
EVLA İşlemi Tamamlanırken
Ameliyatsız Varis Tedavisi sırasında hasta uyanıktır. Bel ve omurlarda yapılan belden aşağı uyuşturma işlemi olmadığı için çok daha risksiz bir işlem sonrasında lazerle varis tedavisi yapılır.
Varis Tedavinin Ağrısız olması hastanın konforunu artırdığı gibi hastanın bir takım korkularının da yok olmasını sağlar.
Ağrının olmaması hastanın tedavi sırasında tedirginlik yaşamamasını sağlar.
Varis Tedavisi Uygulaması
Varis tedavisinde ameliyatın yerini alan lazer tedavisi, tedaviye çok yeni bir boyut getirmiştir. Lazerle varis tedavisi ya da ameliyatsız varis tedavisi tüm dünyada varis ameliyatının yerini almaktadır. İşlem oldukça kolay, konforlu ve etkilidir. Lazer tedavisi görünen varislere değil onu oluşturan büyük damara (çoğunlukla safen toplardamarı) yapılır. Kalan varisler ya kendiliğinden kaybolur ya da kaybolmalarını hızlandırma için ek olarak köpük tedavisi uygulanır.
Lazerle varis tedavisinde temel ilkeler
Lazerle varis tedavisi, RF (aref diye okunur) ya da buhar yöntemleriyle varis tedavisi temel olarak birbirine çok benzer. Tüm tedavi basamaklar hemen hemen aynıdır. Sadece damarı içten kapatmak ya da iptal etmek için biri lazer enerjisini, biri radyofrekans enerjisini, diğeri de buharı kullanır. Her üç yöntem de damar iç duvarında ısı oluşturarak tedavi eder. Lazerle varis tedavisi aynı zamanda “endovenöz lazer ablasyonu” olarak da bilinir.
Lazerle varis tedavisinin ameliyattan en önemli farkı, narkoz gerektirmemesi, bacaklarda bıçak izi olmaması ve işlemden hemen sonra yürüyerek eve dönebilmenizdir.
Lazer ile varis tedavisi uygulaması
Lazerle varis tedavisinde narkoz kullanılmaz. Daha basit ve güvenli yöntemlerle ağrı kesilir. Bu sırada uyutulmanız gerekmez. Bazı hastalarımız işlem sırasında kitap okumak, bazıları müzik dinlemek isteyebilir. Her durumda tedavi işlemi ağrısız ve konforludur.
Lazer ve RF gibi yöntemler varisin kendisine uygulanmaz. Varisi oluşturan ve kapak yetmezliği olan ana toplardamara uygulanır. Bu damarlar bacağın ön yüzünde büyük safen toplardamarı, bacağın arka yüzünde küçük safen toplardamarı ya da bunların dallarıdır. Köpük tedavisi ise doğrudan varise uygulanır.
Lazerle varis tedavisinde hangi damarlar tedavi edilir?
Varis yanda görülen büyük ya da küçük safen toplardamarının kapak yetmezliği ya da kapak yetersizliği ile oluşur. Bu damarların tüm uzunluğu ya da bir kısmında kapak yetmezliği olabilr. Bazen bir tek damar, bazen ise her iki bacaktaki toplam 4 damarda da kapak yetmezliği olabilir. Lazerle varis tedvisinde temel kural damar kapak yetmezliği nerede varsa o damarın tedavi edilmesidir. Varisi oluşturan asıl damar tedavi edildiğinde varis tekrarlamaz.
Adım adım lazerle varis tedavisi işlemi:
Tedavinin en önemli basamağı daha önceden ayakta yapılan ultrason inceleme ile tedavi edilecek damarların haritasının ortaya konmasıdır.
Yapılan tedavi ameliyat değildir. Lazer işlemi olarak adlandırılır.
İşlem masasında ilk işimiz, işleme bağlı heyecen, korku ya da endişe olabilir diye damardan ilaç yaparak sizi rahatlatmaktır.
İşlem sırası uyumanız gerekmez ama siz isterseniz uyutabiliriz.
Bacağın işlem için hazırlığı yapılır.
Ultrason kullanılarak, vücuda hiç kesi yapmadan iğne deliğinden damar içine girilir ve lazer fiberi (plastik ince tüp) yerleştirilir.
Damar çevresine ek özel bir anestezi uygulanır. Bu anestezi, lazer tedavisinin daha da konforlu olmasını ve işlem sonrası ağrının azalmasını sağlar.
Lazerle varis tedavisi uygulanır. Gerekirse ek köpük tedavisi uygulanır.
Yapılan tedavi ameliyat değildir. Lazer işlemi olarak adlandırılır.
İşlem masasında ilk işimiz, işleme bağlı heyecen, korku ya da endişe olabilir diye damardan ilaç yaparak sizi rahatlatmaktır.
İşlem sırası uyumanız gerekmez ama siz isterseniz uyutabiliriz.
Bacağın işlem için hazırlığı yapılır.
Ultrason kullanılarak, vücuda hiç kesi yapmadan iğne deliğinden damar içine girilir ve lazer fiberi (plastik ince tüp) yerleştirilir.
Damar çevresine ek özel bir anestezi uygulanır. Bu anestezi, lazer tedavisinin daha da konforlu olmasını ve işlem sonrası ağrının azalmasını sağlar.
Lazerle varis tedavisi uygulanır. Gerekirse ek köpük tedavisi uygulanır.
Köpük tedavisi uygulaması
Her bir damarın lazer işlemi 10-15 dakika kadar sürer. Genelde bir ile dört arasında damar tedavi edilir. Tümü aynı seansta tedavi edilir. Ek olarak skleroterapi yapılırsa süre buna göre uzayabilir. Genel olarak bir tedavi işlemi başından sonuna 30-60 dakika sürer.
Varis tedavisinden sonra ağrı kesici ilaçlar başınızı döndürebilir diye sizi biraz dinlendirebiliriz.
Tedaviden sonra evinize yürüyerek gidebilirsiniz.
Varis tedavisi sonrası kendi başınıza eve dönebilirsiniz. Ama ağrı kesici ilaçlar baş dönmesi yapabileceği için 2 saat boyunca araba kullanmamanızı isteyeceğiz.
Bu nedenle yanınızda biri olursa daha iyi olur.
Kılcal varis tedavisinde ağrı kesiciler çok daha az kullanıldığı için tedavi sonrası süreç çok daha basittir.
Lazerle varis tedavisi o damarın kapatılması ya da iptal edilmesidir. Kişi tedaviye yürüyerek gelir ve tedaviden hemen sonra yürüyerek hastaneden ayrılır.
Varis tedavisinden sonra ağrı kesici ilaçlar başınızı döndürebilir diye sizi biraz dinlendirebiliriz.
Tedaviden sonra evinize yürüyerek gidebilirsiniz.
Varis tedavisi sonrası kendi başınıza eve dönebilirsiniz. Ama ağrı kesici ilaçlar baş dönmesi yapabileceği için 2 saat boyunca araba kullanmamanızı isteyeceğiz.
Bu nedenle yanınızda biri olursa daha iyi olur.
Kılcal varis tedavisinde ağrı kesiciler çok daha az kullanıldığı için tedavi sonrası süreç çok daha basittir.
Lazerle varis tedavisi o damarın kapatılması ya da iptal edilmesidir. Kişi tedaviye yürüyerek gelir ve tedaviden hemen sonra yürüyerek hastaneden ayrılır.
Lazerle varis tedavisi uygulamasında dikiş izi olmaz.
Videolar bölümünde lazerle varis tedavisini baştan sonra gösteren ve anlatan videolar bulunmaktadır.
Yukarıdaki resimde lazer fiberinin ucu damar içine yerleştirilmiş hali şema ile gösterilmiştir.
Lazer ve kılıfının toplardamar içinde görünümü. Lazer ve kılıfının dışarıda görünümü.
Lazerin enerjisiyle damarın kapatılması
Aşağıdaki videoda lazerin çalışma ilkesi izleniyor. Lazer fiberi yerleştirildikten sonra lazer enerjisi aktifleştirilerek bu damarı iptal eder. Ameliyatla çıkarılarak tedavi edilmesi gereken damar, ameliyat gerekmeden bir iğne deliğinden girilerek kapatılır.
Aşağıdaki videoda lazerin çalışma ilkesi izleniyor. Lazer fiberi yerleştirildikten sonra lazer enerjisi aktifleştirilerek bu damarı iptal eder. Ameliyatla çıkarılarak tedavi edilmesi gereken damar, ameliyat gerekmeden bir iğne deliğinden girilerek kapatılır.
Ozon Tedavisi Uygulaması
Ozon tedavisine geçmeden önce ozon nedir ona bir bakalım? Ozon; Atmosferin üst tabakalarında bulunan, üç oksijen atomundan oluşan, canlı varlıkları güneşin öldürücü morötesi(UV) ışınlarından koruyan bir kimyasal bileşiktir diye tanımlayabiliriz. Ozon tedavisiyse; Aktif oksijen molekülü olan ozon gazı kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere “ozon tedavisi” denilmektedir. Ozon tedavisi bir çok patolojik durumu iyileştirmede yardımcıdır. Ozon terapi, doku ve hücrelere ihtiyacı olan oksijeni en etkili şekilde sağlayaması hedeflenen tedavidir.
Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler. Ozon günümüzde içme sularının, yüzme havuzlarının, atık suların mikroplarının öldürülmesinde kullanıldığı gibi gıda sanayinde de koku giderici ve mikrop öldürücü(Bakteri,virüs ve mantarları) özelliklerinden yararlanılmaktadır. Yüksek oksidasyon aktivitesiyle organik ve inorganik moleküllerle reaksiyona girer, onları oksitler, mikropları öldürürozon tedavisi Tıbbi ozon nedir? %5 ozon ve %95 oksijen karışımından oluşan tedavi amaçlı kullanılan bir bileşimdir. Ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir. Ozon tedavisi hangi hastalara uygulanabilir? Ozon tedavisi birçok patolojik durumu iyileştirir veya tamamen düzeltir. Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.
Ozon tedavisi hangi hastalıklara iyi gelmektedir?
1- Dolaşım bozuklukları.
2- Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma.
3- Yaşlı kişilerde önlem ve tedavi.
4- Göz hastalıklarında.
5- kanser ve kanserde.
6- Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları.
7- Enfekte yaralar.
8- Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit.
9- Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda.
10- Karaciğer enflamasyonu hastalıklarında.
11- Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıklarında.
12- Artritik ve Romatizmal Durumlarda ozon tedavisi uygulanabilmektedir.
Ozon ve medikal ozon’un özellikleri nelerdir?
1- Ozon gazı en çok atmosferde bulunur.
2- Ozon oksijenin üç atomlu kararsız formudur.
3- Ozon keskin kokulu bir gazdır.
4- Dezenfektan özelliği sayesinde, bakteri ve mantarları yok edebilir.
5- Medikal ozonun bakteri öldürücü özelliği bulunması.
6- Medikal ozonun mantar öldürücü özelliği bulunması.
7- Medikal ozonun virüs çoğalmasını önleyici özelliği bulunması.
8- Medikal ozonun Kan dolaşımını arttırma özelliğinin bulunması.
9- Medikal ozonun vücudun direncini artırıcı özelliğini bulunması.
Ozon tedavisiyle vücudumuzda hangi değişiklikler oluşur?
1- Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırır.
2- Damarları yeniler, tansiyon düzenlenmesini sağlar.
3- Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir.
4- Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı güçlendirir. Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatıcı etkisi vardır. stres hormonu olarak bilinen Adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlar. Depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur.
5- Bağışıklık sistemini güçlendirir. enfeksiyon hastalıklarına direnci artırır.
6- Deri kan dolaşımını artırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilde kavuşturur.
7- Kan ve lenf sistemini temizler.
8- hormon ve enzim üretimini normale döndürür.
9- Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliğini artırır.
10- Derinin üçüncü bir böbrek ya da ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışması sağlanır.
Ozon tedavisinin uygulanma biçimleri nelerdir? Ozon terapi, bir oksijen tüpü ve buna bağlı ozon cihazı vasıtasıyla uygulanır.
1- Torbalama: Bu yöntemde hastadan kan alımı olmadığından tedavi esnasında hasta acı ve ağrı duymaz. El ve ayaklar özel bir torba içine sokularak nemlendirilir ve cildin ozonu emmesi sağlanır.
2- Adeleden kan verme: Damardan 5-10 ml kan alınır, ozon gazı ile karıştırılır ve kalçadan veya koldan iğne yapılarak tekrar vücuda verilir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
3- Damardan kan verme: Damardan 50-100 ml kan alınarak özel şişelerde ozon ile karıştırılır, tekrar damardan yavaşça geri verilir.
4- Makattan ozon gazı vermek: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi iltihabi barsak hastalıkları adı verilen bir hastalık grubunda uygulanmaktadır. Hasta kendi kendine uygular, tek kullanımlık tüp ve torbalar kullanıldığı için hijyeniktir.
5- Eklem içine ozon gazı vermek: Ağrılı iltihabi eklem romatizması olan artrit ve tekrarlayan artroz gibi hastalıklarda uzman doktorlar tarafından çok yavaş olarak eklem içine ozon gazı verilir.
Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler. Ozon günümüzde içme sularının, yüzme havuzlarının, atık suların mikroplarının öldürülmesinde kullanıldığı gibi gıda sanayinde de koku giderici ve mikrop öldürücü(Bakteri,virüs ve mantarları) özelliklerinden yararlanılmaktadır. Yüksek oksidasyon aktivitesiyle organik ve inorganik moleküllerle reaksiyona girer, onları oksitler, mikropları öldürürozon tedavisi Tıbbi ozon nedir? %5 ozon ve %95 oksijen karışımından oluşan tedavi amaçlı kullanılan bir bileşimdir. Ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir. Ozon tedavisi hangi hastalara uygulanabilir? Ozon tedavisi birçok patolojik durumu iyileştirir veya tamamen düzeltir. Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.
Ozon tedavisi hangi hastalıklara iyi gelmektedir?
1- Dolaşım bozuklukları.
2- Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma.
3- Yaşlı kişilerde önlem ve tedavi.
4- Göz hastalıklarında.
5- kanser ve kanserde.
6- Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları.
7- Enfekte yaralar.
8- Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit.
9- Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda.
10- Karaciğer enflamasyonu hastalıklarında.
11- Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıklarında.
12- Artritik ve Romatizmal Durumlarda ozon tedavisi uygulanabilmektedir.
Ozon ve medikal ozon’un özellikleri nelerdir?
1- Ozon gazı en çok atmosferde bulunur.
2- Ozon oksijenin üç atomlu kararsız formudur.
3- Ozon keskin kokulu bir gazdır.
4- Dezenfektan özelliği sayesinde, bakteri ve mantarları yok edebilir.
5- Medikal ozonun bakteri öldürücü özelliği bulunması.
6- Medikal ozonun mantar öldürücü özelliği bulunması.
7- Medikal ozonun virüs çoğalmasını önleyici özelliği bulunması.
8- Medikal ozonun Kan dolaşımını arttırma özelliğinin bulunması.
9- Medikal ozonun vücudun direncini artırıcı özelliğini bulunması.
Ozon tedavisiyle vücudumuzda hangi değişiklikler oluşur?
1- Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırır.
2- Damarları yeniler, tansiyon düzenlenmesini sağlar.
3- Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir.
4- Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı güçlendirir. Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatıcı etkisi vardır. stres hormonu olarak bilinen Adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlar. Depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur.
5- Bağışıklık sistemini güçlendirir. enfeksiyon hastalıklarına direnci artırır.
6- Deri kan dolaşımını artırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilde kavuşturur.
7- Kan ve lenf sistemini temizler.
8- hormon ve enzim üretimini normale döndürür.
9- Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliğini artırır.
10- Derinin üçüncü bir böbrek ya da ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışması sağlanır.
Ozon tedavisinin uygulanma biçimleri nelerdir? Ozon terapi, bir oksijen tüpü ve buna bağlı ozon cihazı vasıtasıyla uygulanır.
1- Torbalama: Bu yöntemde hastadan kan alımı olmadığından tedavi esnasında hasta acı ve ağrı duymaz. El ve ayaklar özel bir torba içine sokularak nemlendirilir ve cildin ozonu emmesi sağlanır.
2- Adeleden kan verme: Damardan 5-10 ml kan alınır, ozon gazı ile karıştırılır ve kalçadan veya koldan iğne yapılarak tekrar vücuda verilir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
3- Damardan kan verme: Damardan 50-100 ml kan alınarak özel şişelerde ozon ile karıştırılır, tekrar damardan yavaşça geri verilir.
4- Makattan ozon gazı vermek: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi iltihabi barsak hastalıkları adı verilen bir hastalık grubunda uygulanmaktadır. Hasta kendi kendine uygular, tek kullanımlık tüp ve torbalar kullanıldığı için hijyeniktir.
5- Eklem içine ozon gazı vermek: Ağrılı iltihabi eklem romatizması olan artrit ve tekrarlayan artroz gibi hastalıklarda uzman doktorlar tarafından çok yavaş olarak eklem içine ozon gazı verilir.
FL Ankara Lazer
Belirli dalga boylarında lazer ışınlarının kıl folliküllerini harap etmesi ile uzun süreli tüy çıkmaması işlemidir. 1960’lı yıllardan beri dünyada güvenle kullanılmaktadır. Kliniğimizde güvenilirliği ve etkinliği kanıtlanmış Alexandrite (755nm) ve Nd-Yag (1064nm) dalga boylarını taşıyan Cynosure Apogee Elit Plus Cihazı bulunmaktadır. Bu iki dalga boyu en kalıcı etkinin yanı sıra en güvenilir kombinasyonu da bünyesinde bulundurmaktadır. Epilasyon yanı sıra telenjektazi dediğimiz ve özellikle bacak ve yüzde karşılaşılan damar genişlemelerinde de güvenle kullanılabilmekte hastaları yüzünü güldürmektedir. Bu lazer sisteminin diğer bir özelliği ise bronz tenler de bile güvenle kullanılabilmesidir. Genellikle 6 seansta tatmin edici sonuçlar almak mümkündür.
Ankara Lazer Epilasyon Merkezi flankaralazer.com a ulaşabilirisniz.
Ankara Lazer Epilasyon Merkezi flankaralazer.com a ulaşabilirisniz.
15 Şubat 2014 Cumartesi
Yumurta metabolizmayı hızlandırıyor
Yumurta metabolizmayı hızlandırıyor
Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, 'Diyet yapsam da bir türlü kilo veremiyorum' diyenler için yumurtanın metabolizmayı hızlandırdığını söyledi.
İZMİR - Protein kaynağı olarak bilinen yumurtanın doku ve organ gelişimi için önemli olduğunu vurgulayan Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, "Kahvaltıda omlet, menemen veya haşlanmış yumurta ile yapacağınız kahvaltı tokluk sürenizin daha uzun olmasını, kan şekerinin daha dengeli olmasını sağlar ve sizi Güne hazır hale getirir. Ayrıca, hızlanmış bir metabolizma istiyorsanız yumurta vazgeçilmeziniz olmalıdır" dedi.
"ETSİZ KİLO VERMEK HAYAL"
Yumurtanın yanı sıra metabolizmayı hızlandıran diğer besin gruplarını da sıralayan Tutar, şöyle konuştu: "Et ve türevlerini her Gün bir öğün mutlaka tüketmeliyiz. Sadece sebze tüketerek kilo vermeyi hayal ediyorsanız bu hep hayaliniz olarak kalacaktır. Tabii ki önemli olan diğer önemli bir nokta ise, sürekli olarak et tüketmemektir. Süt ve ürünlerinde gün içerisinde iki Su bardağı süt veya iki kase yoğurta denk gelecek kadar kalsiyum almanız metabolizmanızın daha hızlı çalışmasına katkı sağlayacaktır. Özellikle bir öğünde kesinlikle bir protein kaynağı bulundurmalısınız. Yani sebze yediğiniz öğünlerde yanına yoğurt eklemeniz hem kan şekeri dengesi açısından hem kalsiyum alımı açısından hem de metabolizmanın hızlanması açısından önemlidir."
YEŞİL ÇAY KAHVE VE BAHARAT
Yapılan bilimsel çalışmalarda düzenli yeşil çay tüketen bireylerin kilo verme hızlarının daha hızlı olduğunun saptandığını kaydeden Tutar, sözlerine şöyle devam etti: "Gün içerisinde 2-3 bardak yeşil çay içilmesi hem vücuttaki ödemin atılması için hem de dolaşım sisteminin daha hızlı çalışması açısından önemlidir. En önemli metabolizma hızlandırıcılardan biri de kahvedir. Özellikle egzersiz yapan bireylerin spordan 30-45 Dakika öncesinde koyu bir kahve içmesi egzersiz anında daha fazla yağ yakılacağı anlamına gelmektedir. Yemekle birlikte tüketilen karabiber, pul biber, kekik gibi baharatları sıkça kullanan kişilerin metabolizmalarının daha hızlı çalıştığı bilinmektedir. Buradaki en önemli konulardan birisi ise baharat kullanıyorum diye daha fazla besin tüketiminden kaçınılmalıdır
Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, 'Diyet yapsam da bir türlü kilo veremiyorum' diyenler için yumurtanın metabolizmayı hızlandırdığını söyledi.
İZMİR - Protein kaynağı olarak bilinen yumurtanın doku ve organ gelişimi için önemli olduğunu vurgulayan Uzman Diyetisyen Serkan Tutar, "Kahvaltıda omlet, menemen veya haşlanmış yumurta ile yapacağınız kahvaltı tokluk sürenizin daha uzun olmasını, kan şekerinin daha dengeli olmasını sağlar ve sizi Güne hazır hale getirir. Ayrıca, hızlanmış bir metabolizma istiyorsanız yumurta vazgeçilmeziniz olmalıdır" dedi.
"ETSİZ KİLO VERMEK HAYAL"
Yumurtanın yanı sıra metabolizmayı hızlandıran diğer besin gruplarını da sıralayan Tutar, şöyle konuştu: "Et ve türevlerini her Gün bir öğün mutlaka tüketmeliyiz. Sadece sebze tüketerek kilo vermeyi hayal ediyorsanız bu hep hayaliniz olarak kalacaktır. Tabii ki önemli olan diğer önemli bir nokta ise, sürekli olarak et tüketmemektir. Süt ve ürünlerinde gün içerisinde iki Su bardağı süt veya iki kase yoğurta denk gelecek kadar kalsiyum almanız metabolizmanızın daha hızlı çalışmasına katkı sağlayacaktır. Özellikle bir öğünde kesinlikle bir protein kaynağı bulundurmalısınız. Yani sebze yediğiniz öğünlerde yanına yoğurt eklemeniz hem kan şekeri dengesi açısından hem kalsiyum alımı açısından hem de metabolizmanın hızlanması açısından önemlidir."
YEŞİL ÇAY KAHVE VE BAHARAT
Yapılan bilimsel çalışmalarda düzenli yeşil çay tüketen bireylerin kilo verme hızlarının daha hızlı olduğunun saptandığını kaydeden Tutar, sözlerine şöyle devam etti: "Gün içerisinde 2-3 bardak yeşil çay içilmesi hem vücuttaki ödemin atılması için hem de dolaşım sisteminin daha hızlı çalışması açısından önemlidir. En önemli metabolizma hızlandırıcılardan biri de kahvedir. Özellikle egzersiz yapan bireylerin spordan 30-45 Dakika öncesinde koyu bir kahve içmesi egzersiz anında daha fazla yağ yakılacağı anlamına gelmektedir. Yemekle birlikte tüketilen karabiber, pul biber, kekik gibi baharatları sıkça kullanan kişilerin metabolizmalarının daha hızlı çalıştığı bilinmektedir. Buradaki en önemli konulardan birisi ise baharat kullanıyorum diye daha fazla besin tüketiminden kaçınılmalıdır
İLK YAŞLANMA BELİRTİSİ
Göz kapağı estetiği göze zarar vermiyor.
Günümüzde göz kapağı ameliyatı en çok 35-40’lı yaşlardaki kadın ve erkekler tarafından tercih ediliyor. Üst göz kapağındaki sarkmalar, gözaltında torbalanmalar ve kırışıklıklar; kişiye yorgun ve üzgün bir hava veriyor.
Yüz gençleştirme operasyonları ile birlikte sıklıkla uygulanan göz kapağı estetiği, hastanın isteğine bağlı olarak tek bir işlem olarak da gerçekleştirilebiliyor. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Y. İlker Manavbaşı, “Göz kapağı düşüklüğü sorununda modern lazer blefaroplasti yöntemi sıklıkla tercih edilir. Bu işlemle gözlerde çarpıcı bir gençleştirme yaratarak, tazelenmiş bir görüntüye kavuşmak mümkün olabiliyor” diyor.
YAŞLANMA BELİRTİSİ İLK ÖNCE GÖZ KAPAKLARINA VURUYOR
Vücutta yaşlanmayla birlikte ilk değişime uğrayan bölge, üst ve alt göz kapaklarıdır. Aşırı alkol ve sigara tüketimi, düzensiz uyku ve yer çekimi gibi fiziksel faktörler de gözkapağında değişikliklere yol açmaktadır. Göz kapağı estetiği uygulanacak hastanın kaslarının pozisyonu çok iyi değerlendirilmelidir. Her iki göz kapağı için yapılan işlemler birbirinden farklıdır. Üst göz kapağından deri ve kas fazlası çıkarılırken, alt kapak için ise fıtıklaşmış göz içi yağ torbaları eski yerlerine alınarak üzerini örten dokular sağlamlaştırılır ve alt göz kapağı kasları ve derisi sıkılaştırılır.
GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ VAZGEÇİLMEZLERİ: ALIN GERME, KAŞ KALDIRMA
Göz kapakları üstte kaşlar, altta ise elmacık kemiği üzerindeki yağ yastığı ile sıkı ilişki içinde olduğundan ameliyat sırasında bu yapılardaki anatomik bozuklukların da giderilmesi gerekir. Aynı şekilde elmacık kemiği yağ yastığının yukarıya asılarak tespit edilmesi, alt göz kapağı ile yanak arasında oluşan boşluğu doldurarak daha genç bir yüz görünümü sağlayacaktır.
Göz kapağı yaşlanma belirtilerinin yanında, kaş düşüklüğü de var ise muhakkak kaş kaldırma ameliyatı da düşünülmelidir. Son yıllarda, alın gerilmesi veya kaşların kaldırılması üst göz kapağı estetiğinin bir parçası haline gelmiştir. Kaş düşüklüğü giderilmeden yapılan göz kapağı estetiği ameliyatlarından sonra, kaş daha fazla düşerek, iyi ve doğru bir estetik sonuç alınmasını engelleyebilir.
GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ GÖZE ZARAR VERMEZ
GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ GÖZE ZARAR VERMEZ
Göz kapağı ameliyatları hastanın görme yetisinde sorun yaratmadığı gibi, göze zarar vermenin aksine birçok hastada görülen ileri yaşa bağlı göz kapağı kaynaklı görme zorluğunun önlenmesi açısından da çok faydalıdır.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Panik Atak Herkesin Kapısını Çalabilir!
Kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanan panik atak hastalığı her yaştan insanı etkileyebiliyor ve diğer korkulardan farklı olarak mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.Terapi Merkezi Uzmanı Dr. Hakan Türkoğlu, özgüven sorunu yaşayan, duygularını dışa vuramayan kişilerin panik atak hastalığına yakalandığını belirterek, hastalığın kadınlarda görülme oranının erkeklere oranla üç kat fazla olduğunu söyledi. Herkesin içinde yüksekten, karanlıktan, ölümden korkma gibi anlam veremediği bir korkunun var olduğunu belirten Dr. Hakan Türkoğlu, bazı korkuların ise kişinin yaşamını olumsuz etkilediğini söyledi. Kişinin yaşamını etkileyen bu korkunun ‘panik atak’ olduğunu belirten Dr. Türkoğlu, “Hepimizin içinde anlam veremediğimiz korkuları vardır. Kediden, köpekten, kuştan, yüksek yerlerden, karanlıktan, mezarlıktan, ölülerden ve ölümden korkma, insanlarla bir arada olmaktan ya da toplum önünde konuşmaktan korkma gibi. Bazı korkular doğaldır. Vahşi hayvanlardan, ani sesten, şimşekten korkmak gibi. Buradaki korkunun temeli kişiyi tehlikeden korumaktır. Ama bazı korkular vardır ki kişinin yaşamını engelleyecek kadar şiddetli ve anlamsızdır. Panik atak denilen bu durum kontrolden çıkmış korkudan başka bir şey değildir. Panik atak tedavi gerektiren bir hastalıktır” dedi.“PANİK ATAK İÇSEL BİR KORKUDUR”Panik atağın diğer korkulardan farklı bir özellik gösterdiğini bildiren Dr. Türkoğlu, “Panik atak içsel bir korkudur. Herhangi bir dış nedene bağlı olmadan, sebep yokken durduk yere ortaya çıkar. Kişi acaba panik atak geçirir miyim, rahatsızlanır mıyım diye düşünmeye başladığı andan itibaren kendini panik atağın içinde bulur. İçsel bir korku olmasına rağmen bazen de atağı başlatan tetikleyiciler bir dış faktör de olabilir. Belirli bir yer, kalabalık bir ortam, bir kişi, bir olay, bir haber, bir ölüm, bir ses ya da farklı bir durum gibi” dedi. Panik atağın 20 ve 30′lu yaşlarda başlangıç gösterdiğini kaydeden Dr. Türkoğlu, “Şehirde yaşayan, boşanmış, ağır travma ve sıkıntı geçiren insanlarda görülme oranı daha fazladır. Ekonomik durum ya da eğitim düzeyiyle bağlantısı yoktur. Kadınlarda görülme oranı erkeklere oranla üç kat fazladır. Bu insanlar genellikle içe dönük, mükemmeliyetçi, telaşlı, aceleci, sıkıntılı, devamlı yoğun stres ve baskı altında, özgüven sorunu yaşayan, hislerini dışa vuramayan ve bastırılmış kimliğe sahip kişilerdir” dedi.Panik atakta korkunun nedeninin geçmişte olduğunu ifade eden Dr. Türkoğlu, “Bilinçaltına gizlenen bu korkulardan kurtulmanın tek yolu basit bir hipnoz ve hipnoterapi seansı ile korkuya neden olan ilk olayı ortaya çıkarmaktır. Çoğu zaman ilk olay önemsenmeyecek kadar basittir. Ama zamanla benzer olaylar bilinçaltına yerleştikçe korku büyüyüp, kök salmıştır. İlk olayın bulunup temizlenmesi ile diğer olayların etkisi de domino taşlarının yıkılması gibi ortadan kalkar. Bilinçaltına yeni bir bakış açısı kazandırılır. Böylece kişi ilk seanstan itibaren iyileştiğini fark eder” dedi.
PANİK ATAK BELİTİLERİ NELER?
• Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
• Terleme
• Titreme ya da sarsılma
• Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
• Soluğun kesilmesi
• Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
• Bulantı ya da karın ağrısı
• Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
• Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
• Ölüm korkusu
• Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
PANİK ATAK BELİTİLERİ NELER?
• Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
• Terleme
• Titreme ya da sarsılma
• Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
• Soluğun kesilmesi
• Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
• Bulantı ya da karın ağrısı
• Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
• Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
• Ölüm korkusu
• Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
Şifa Niyetine Yoğurt Tüketin
Yoğurt bütün diyet reçetelerine girdi. Beslenme uzmanlarının hepsi yoğurdu ilaç gibi öneriyorlar. Menopozdan diş eti hastalıklarına kadar tavsiye ediliyor.Didem Seymen Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, süt ürünlerinin ana gıda gruplarından olan yoğurdun en besleyici, sağlıklı ve yüksek miktarda protein, kalsiyum, fosfor, iyod, flor ve çeşitli vitaminleri de içerdiğini söylüyor ve ekliyor: “Yoğurt bağışıklık sistemini güçlendirerek bir çok hastalığı önleyici etkiye sahiptir. Yoğurdun ve yoğurt üretiminde kullanılan laktik asit bakterilerinin kanser, enfeksiyonlar, gastro intestinal hastalıklar ve astım gibi hastalıkları önleyici etkilerinin olduğu yapılan araştırmalarda bulunmuştur. Tüm bu hastalıkların oluşmasında en önemli nedenin bağışıklık sistemi olduğu saptanmıştır. Yoğurdun bağışıklık sistemine uyarıcı etkisinden dolayı çeşitli hastalıkların önlenmesinde önemli bir etkendir. Yoğurdu sofralarından eksik etmeyen kişiler ve özellikle yaşlılar gibi bağışıklık sistemi baskılanmış gruplarda bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklara karşı direnç de artmaktadır.Menopoz Döneminde Günde 1 Kase Yoğurt
Menopoz döneminde kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç; menopoz döneminde kalsiyum ihtiyacının arttığını ve kemik erimesi oluştuğunu söylüyor ve beslenmede kalsiyum kaynağı olan yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Süt, yoğurt, peynir gibi gıdaların diyette yer alması şarttır. Günde 1 bardak süt, 1 kâse yoğurt ve 50 gram peynir yenilmelidir.”Diş Etine de Faydalı
Dr. Ender Saraç yoğurdun gün geçtikçe yararları daha çok keşfedilen besinlerin başında geldiği görüşünde: “Kalsiyum ve proteininin vücudumuz tarafından daha hızlı emilmesi açısından yoğurt; süt ürünlerinin arasında da daha fazla öneriliyor. Zengin besin değerleri sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendiren yoğurt; bu özelliği sebebiyle basit rahatsızlıklardan kanser gibi hayati risk taşıyan hastalıklara kadar vücudu büyük bir dirençle koruyor. Bağırsaklarda ki zararlı mikrop ve bakterileri temizleyen yoğurt kolesterol emilimini de azaltıyor. Vücudunuzda kendi kendine sindirilen tek gıda olma özelliği ile tanınan yoğurt tüberküloz hastalığına karşı da doğal bir antibiyotik etkisi gösteriyor. Sindirim sistemini koruyucu etkisi olan bu değerli gıda çocukların bulaşıcı karaciğer hastalıklarının tedavisinde de önemli bir rol oynuyor. Dâhili olarak birçok organa ve sisteme iyi gelen yoğurdun cilde olan olumlu katkıları da sayılabilecekler arasında. Nefes kokusuna karşıda oldukça etkili bu besin diş taşı ve diş eti iltihaplarında bulunmaz bir ilaç olarak görülüyor. Sağlık açısından olduğu kadar ideal bir fiziğe kavuşmak içinde faydalanılması gereken ilk besin olan yoğurt şimdiler de diyetlerin olmazsa olmazı. Yapılan son araştırmalara göre içeriğine yoğurt bulunduran diyet programları bulundurmayanlara göre çok daha hızlı, sağlıklı ve başarılı. Yağsız yoğurtların bu amaç için tercih edilmesi gerektiğini savunan uzmanlar yağ yakıcını hızlandırması açısından bu besini günde üç öğün tüketmelerinden yana.Yoğurt hakkında bilmemiz gerekenler:
• Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.
• Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.
• Şeker hastaları için yararlı bir besindir,kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
• Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
• Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.
• Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
• Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL-kolesterolü azaltır.
• Kanda sağlıklı asit baz dengesi sağlar.
• Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.
• Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
• Bağırsaklarda B vitaminlerinin üretilmesini sağlar.
• Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir. Süzme yoğurtta B vitamini kalmaz.
• Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır, bu nedenle iyi bir uyku için idealdir.
• Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.
• Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla, yoğurt yemelidirler.
Midesi çok duyarlı olanlar, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.
Menopoz döneminde kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Banu Kazanç; menopoz döneminde kalsiyum ihtiyacının arttığını ve kemik erimesi oluştuğunu söylüyor ve beslenmede kalsiyum kaynağı olan yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Süt, yoğurt, peynir gibi gıdaların diyette yer alması şarttır. Günde 1 bardak süt, 1 kâse yoğurt ve 50 gram peynir yenilmelidir.”Diş Etine de Faydalı
Dr. Ender Saraç yoğurdun gün geçtikçe yararları daha çok keşfedilen besinlerin başında geldiği görüşünde: “Kalsiyum ve proteininin vücudumuz tarafından daha hızlı emilmesi açısından yoğurt; süt ürünlerinin arasında da daha fazla öneriliyor. Zengin besin değerleri sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendiren yoğurt; bu özelliği sebebiyle basit rahatsızlıklardan kanser gibi hayati risk taşıyan hastalıklara kadar vücudu büyük bir dirençle koruyor. Bağırsaklarda ki zararlı mikrop ve bakterileri temizleyen yoğurt kolesterol emilimini de azaltıyor. Vücudunuzda kendi kendine sindirilen tek gıda olma özelliği ile tanınan yoğurt tüberküloz hastalığına karşı da doğal bir antibiyotik etkisi gösteriyor. Sindirim sistemini koruyucu etkisi olan bu değerli gıda çocukların bulaşıcı karaciğer hastalıklarının tedavisinde de önemli bir rol oynuyor. Dâhili olarak birçok organa ve sisteme iyi gelen yoğurdun cilde olan olumlu katkıları da sayılabilecekler arasında. Nefes kokusuna karşıda oldukça etkili bu besin diş taşı ve diş eti iltihaplarında bulunmaz bir ilaç olarak görülüyor. Sağlık açısından olduğu kadar ideal bir fiziğe kavuşmak içinde faydalanılması gereken ilk besin olan yoğurt şimdiler de diyetlerin olmazsa olmazı. Yapılan son araştırmalara göre içeriğine yoğurt bulunduran diyet programları bulundurmayanlara göre çok daha hızlı, sağlıklı ve başarılı. Yağsız yoğurtların bu amaç için tercih edilmesi gerektiğini savunan uzmanlar yağ yakıcını hızlandırması açısından bu besini günde üç öğün tüketmelerinden yana.Yoğurt hakkında bilmemiz gerekenler:
• Zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağlar.
• Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler.
• Şeker hastaları için yararlı bir besindir,kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.
• Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur.
• Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur.
• Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.
• Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL-kolesterolü azaltır.
• Kanda sağlıklı asit baz dengesi sağlar.
• Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozu parçalanması nedeniyle gaz oluşumu azaltır.
• Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.
• Bağırsaklarda B vitaminlerinin üretilmesini sağlar.
• Suyuyla birlikte yenmelidir, suyu vitamin içerir. Süzme yoğurtta B vitamini kalmaz.
• Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır, bu nedenle iyi bir uyku için idealdir.
• Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır.
• Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla, yoğurt yemelidirler.
Midesi çok duyarlı olanlar, oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.
Dişçiden Korkuyorsa Çaresi Var
Anneler iyi bilir çocukları diş hekimine götürmek çok zordur. Ama uzmanlar bunun da çaresini bulmuş durumda. Diş hekimine gitmekten korkan, dişçi koltuğuna oturtulamayan çocuklar için sedasyon uygulaması yapılıyor Neslihan Tunç Diş Hekimi Mert Kökdemir, tedavinin başarılı olabilmesi için bazı çocuklarda sedasyon (yarım uyutma) uyguladıklarını söylüyor: “Kaygı ve korku çocuğun davranışlarını etkiliyor. Uyum güçlüğü nedeniyle tedavide başarısızlık görülüyor. Kaygı nedenleri arasında, daha önce yaşanan olumsuz dişhekimi deneyimi, ağızda varolan çok fazla diş harabiyeti, tedaviyi yapacak doktorun deneyimsizliği de çocuğun kaygısını arttırıyor.”
Çocuğun küçük yaşta olmasının diş tedavisi konusunda uyum güçlüğünü yarattığını belirten Kökdemir, küçük yaştaki çocuklara yaklaşımda iki yöntem olduğunu belirtiyor: “Psikolojik: Bu teknikte başarı çocukla iyi iletişim kurmaya bağlıdır. Psikolojik yöntemlerin başarısız veya yetersiz kaldığı durumlarda ise sedasyon veya genel anestezi sağlamak için bazı ilaçların uygulanması gerekir. Sedasyon genel anesteziye bir alternatif olarak muaynehane şartlarında veya hastane koşullarında uygulanır. Sedasyonda olan çocuğun bilincinde hafif bir azalma olur ve ağzını aç kapa gibi basit komutları yerine getirir ve böylece çocuğun tedavisi çok daha kolay bir şekilde yapılabilir.” Süt dişlerinde kanal tedavisi gerekli midir? Süt dişlerinin fizyolojik düşme yaşına kadar ağızda korunması gerekmektedir. Bu durum arkadan gelen kalıcı dişlerin düzgün sürebilmeleri ve çene gelişimi açısından önemlidir. Eğer süt dişlerinde sürekli veya geçici ağrılar meydana geliyorsa, büyük çürükler oluşmuşsa, sallanma varsa, süt dişi etrafındaki dişetinde şişlik- iltihap oluşmuşsa bir dişhekimne danışmakta fayda vardır. Bu gibi durumlarda diş eğer çok fazla madde kaybına uğramış ve fizyolojik yaşını tamamlamamışsa dişhekimi tarafından süt dişi kanal tedavisi yapılması gerekebilir. Süt dişi sürme zamanları Süt dişleri ortalama bebek 6 aylıkken çıkmaya başlar ve 36 aylık oluncaya kadar bu hareketlilik hem alt hem üst çenede devam eder. Süt dişleri kalıcı dişlere nazaran daha sarımsı renkte olmakla beraber dişler arasında aralıklar gözlemlenmektedir. İlk süt dişi çıkmasıyla beraber ebeveynler bu dişlerin temizliğini gazlı tampon bez aracılığı ile silmek suretiyle sağlayabilirler. Bebek büyüdükçe çocuklar için özel tasarlanmış diş macunu ve diş fırçasına geçilebilir. Süt dişlerinde diş ipi kullanımı gerekli değildir. Süt dişleri ile beslenme arasındaki ilişki Bir yaşına kadar olan çocuklarda beslenme ilk 6 ay anne sütüdür. 5-6 aydan itibaren başka besinlerle beslenir. Anne sütünde ‘laktaz’ adını verdiğimiz bir besin bulunur ve bu normal süte nazaran anne sütünde daha fazla bulunur. Laktaz çürük oluşturma potansiyeline sahiptir bu nedenle emzirme de dahil her türlü beslenmeden sonra çocuğun ağzı silinmelidir. 6 aydan sonra yan gıdalara başlanır. Biberonun içine şeker – bal gibi çürük oluşturma riski yüksek besinler konulmaması daha iyi olur. Eğer çocuk 1,5 -2 yaşına kadar biberonla beslenmeye devam ediyorsa bu çürükler sürekli dişlerde de oluşmaya başlar.
1-3 yaş arasındaki çocuk normal gıdalarla beslenmeye başlar ve süt içmeye başlar. Sütün içine de şeker – bal gibi çürük oluşturucu besinlerin konulmamasını tavsiye ediyoruz. 1-3 yaş arası çocuğun büyümesi yavaşlar ve süt azı dişleri ağızda çıkmaya baslar. Bu dönemde de kesinlikle abur cubur gıdalardan uzak durmak gerekir. Çocuk 1,5 yaşından itibaren dişlerini fırçalamaya başlamalıdır.
3-6 yaş arası çocuğun en hareketli ve iştahlı dönemidir. Abur cubur yeme alışkanlığı bu dönemde artar bu nedenle mümkün olduğu kadar çocuk bu konuda ebeveynler tarafından uyarılmalıdır.
6-12 yaş arasında çocuk aileden kopmaya başlar ve okul ortamına girer. Bu dönemde çocuklar gruplar halinde beslenme ve dişleri konusunda bilgilendirilmelidir. Süt dişlerini koruyucu yöntemler Flor uygulamaları çeşitli yöntemlerle yapılabilir. Flor diş minesi üzerinde çürüklere karşı koruyucu bir tabaka oluşturmakta ve dişi belli sürelerde korumaktadır. Çocuklara florid tabletleri halinde sistemik olarak verilen tablet uygulamaları artık terk edilmiş durumdadır. En etkili yöntem kesinlikle birebir diş yüzeyine diş hekimi tarafından jel şeklinde özel kaşıklarla uygulanan flor uygulamalarıdır. Bu sayede dişler çok daha uzun süreler ağızda çürümeden kalabilmekte ve diş minesinde başlangıc seviyesinde oluşmuş çürükler tekrar normal diş minesi haline dönebilmektedir.
Çocuğun küçük yaşta olmasının diş tedavisi konusunda uyum güçlüğünü yarattığını belirten Kökdemir, küçük yaştaki çocuklara yaklaşımda iki yöntem olduğunu belirtiyor: “Psikolojik: Bu teknikte başarı çocukla iyi iletişim kurmaya bağlıdır. Psikolojik yöntemlerin başarısız veya yetersiz kaldığı durumlarda ise sedasyon veya genel anestezi sağlamak için bazı ilaçların uygulanması gerekir. Sedasyon genel anesteziye bir alternatif olarak muaynehane şartlarında veya hastane koşullarında uygulanır. Sedasyonda olan çocuğun bilincinde hafif bir azalma olur ve ağzını aç kapa gibi basit komutları yerine getirir ve böylece çocuğun tedavisi çok daha kolay bir şekilde yapılabilir.” Süt dişlerinde kanal tedavisi gerekli midir? Süt dişlerinin fizyolojik düşme yaşına kadar ağızda korunması gerekmektedir. Bu durum arkadan gelen kalıcı dişlerin düzgün sürebilmeleri ve çene gelişimi açısından önemlidir. Eğer süt dişlerinde sürekli veya geçici ağrılar meydana geliyorsa, büyük çürükler oluşmuşsa, sallanma varsa, süt dişi etrafındaki dişetinde şişlik- iltihap oluşmuşsa bir dişhekimne danışmakta fayda vardır. Bu gibi durumlarda diş eğer çok fazla madde kaybına uğramış ve fizyolojik yaşını tamamlamamışsa dişhekimi tarafından süt dişi kanal tedavisi yapılması gerekebilir. Süt dişi sürme zamanları Süt dişleri ortalama bebek 6 aylıkken çıkmaya başlar ve 36 aylık oluncaya kadar bu hareketlilik hem alt hem üst çenede devam eder. Süt dişleri kalıcı dişlere nazaran daha sarımsı renkte olmakla beraber dişler arasında aralıklar gözlemlenmektedir. İlk süt dişi çıkmasıyla beraber ebeveynler bu dişlerin temizliğini gazlı tampon bez aracılığı ile silmek suretiyle sağlayabilirler. Bebek büyüdükçe çocuklar için özel tasarlanmış diş macunu ve diş fırçasına geçilebilir. Süt dişlerinde diş ipi kullanımı gerekli değildir. Süt dişleri ile beslenme arasındaki ilişki Bir yaşına kadar olan çocuklarda beslenme ilk 6 ay anne sütüdür. 5-6 aydan itibaren başka besinlerle beslenir. Anne sütünde ‘laktaz’ adını verdiğimiz bir besin bulunur ve bu normal süte nazaran anne sütünde daha fazla bulunur. Laktaz çürük oluşturma potansiyeline sahiptir bu nedenle emzirme de dahil her türlü beslenmeden sonra çocuğun ağzı silinmelidir. 6 aydan sonra yan gıdalara başlanır. Biberonun içine şeker – bal gibi çürük oluşturma riski yüksek besinler konulmaması daha iyi olur. Eğer çocuk 1,5 -2 yaşına kadar biberonla beslenmeye devam ediyorsa bu çürükler sürekli dişlerde de oluşmaya başlar.
1-3 yaş arasındaki çocuk normal gıdalarla beslenmeye başlar ve süt içmeye başlar. Sütün içine de şeker – bal gibi çürük oluşturucu besinlerin konulmamasını tavsiye ediyoruz. 1-3 yaş arası çocuğun büyümesi yavaşlar ve süt azı dişleri ağızda çıkmaya baslar. Bu dönemde de kesinlikle abur cubur gıdalardan uzak durmak gerekir. Çocuk 1,5 yaşından itibaren dişlerini fırçalamaya başlamalıdır.
3-6 yaş arası çocuğun en hareketli ve iştahlı dönemidir. Abur cubur yeme alışkanlığı bu dönemde artar bu nedenle mümkün olduğu kadar çocuk bu konuda ebeveynler tarafından uyarılmalıdır.
6-12 yaş arasında çocuk aileden kopmaya başlar ve okul ortamına girer. Bu dönemde çocuklar gruplar halinde beslenme ve dişleri konusunda bilgilendirilmelidir. Süt dişlerini koruyucu yöntemler Flor uygulamaları çeşitli yöntemlerle yapılabilir. Flor diş minesi üzerinde çürüklere karşı koruyucu bir tabaka oluşturmakta ve dişi belli sürelerde korumaktadır. Çocuklara florid tabletleri halinde sistemik olarak verilen tablet uygulamaları artık terk edilmiş durumdadır. En etkili yöntem kesinlikle birebir diş yüzeyine diş hekimi tarafından jel şeklinde özel kaşıklarla uygulanan flor uygulamalarıdır. Bu sayede dişler çok daha uzun süreler ağızda çürümeden kalabilmekte ve diş minesinde başlangıc seviyesinde oluşmuş çürükler tekrar normal diş minesi haline dönebilmektedir.
Her Balığın Besin Değeri Farklı!
Uzmanlar, sağlıklı ve dengeli beslenmek için sofralarda her seferinde farklı balık türlerine yer verilmesini öneriyor. Peki “en lezzetli balık ne zaman yenir “ diye soruyorsanız işte aylara göre balık takvimi… Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedii Cicik, balığın omega-3 değerinin yüksek, doymamış yağ oranının düşük olması nedeniyle sağlık açısından çok önemli yararlarının bulunduğunu söyledi.
Anne karnındaki bebeğin gelişimine olumlu etkisi var
Yapılan araştırmalara göre anne karnındaki bebeğin ve küçük çocukların beyin gelişimine bile olumlu etkisi olan balığın sıklıkla tüketilmesini öneren Cicik, şöyle devam etti:
”Türkiye’de ‘denizden babam çıksa yerim’ diye bir söz var. Biz her zaman bu sözü destekliyoruz. Su ürünleri her zaman tüketilmeli. Ama biz balık tüketirken alışkanlıklara bağlı kalıyor, genelde sofralarımızı hep aynı türle süslüyoruz. Balık tüketmeyi seven çoğu ailenin bile, sofrasında her zaman aynı balık çeşidi bulunuyor. Oysa ki, her balığın kendine has ve farklı besin değerleri var. ”Balık tüketimimiz hala çok az. Başta hamile kadınlar ve çocuklar olmak üzere herkesin bol bol balık tüketmesi lazım.”Hep aynı balık türünü tüketmeyin! Balığın çeşidine göre besin değerinin farklılaştığını söylene Cicik şu bilgileri verdi:
Barbun ve dil balıkları: Dip balığıdır. Denizin dibindeki canlılardan beslenir.
Palamut ve kolyos ve uskumru: Lüfer gibi avcı bir balıklardır. Ortak özellikleri etlerinin siyah ve beyaz kısımlardan oluşmasıdır. Özellikle siyah bölümün tüketilmesin sağlık açısından çok yararlı olduğu uzmanlarca belirtiliyor.
Mezgit: Dip balığıdr. Etinin kokusuz ,yağsız, hafif ve kolay sindirilebilir oluşu nedeniyle halk arasında “ hasta balığı” olarak adlandırılır. Güvenilir ve temiz denizlerde avlanmış mezgitler bebekleri balığa alıştırmak için tercih edilebilir.
Sardalya: Denizin orta bölümlerinde beslenir. Omega 3 açısından çok zengin ve çocuk gelişimi açısından önemli bir yeri olan balıktır.
Kefal: Dip balığıdır, özellikle kirlilik oranı fazla olan denizlerde yakalanmış olan kefallari tüketmek pek doğru bir karar değil!
Lüfer: Avcı bir balık olmasından dolayı, çok geniş yelpazedeki canlıları tüketerek beslenir.
Hamsi: Sadece omurgasız canlılarla beslenir. Yağlı bir balıktır ve özellikle kış mevsiminde tüketilmesi önerilir.
“Her balığın beslenme tarzından ötürü besin değeri farklıdır” diyen Cicik; “bu yüzden sofrada her zaman aynı balık yerine farklı balık türlerine yer vermemiz gerekir. Balık tüketmek her zaman yararlı. Ama nasıl ki, her gün hamurlu veya et ağırlıklı yemek yanlışsa, her zaman aynı balık türünü tüketmek de doğru değil. Balıkların mevsimini bilmek lazım. Balık pazarlarına baktığımız zaman çok farklı türde balıklar tüketiciye sunuluyor. O yüzden aslında çeşitliliğe yer vermek çok da zor değil. Tek yapmamız gereken, alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak, farklı lezzetlere de şans tanımak” dedi. Aylara göre balık takvimi OCAK : Uskumru, lüfer, palamut, istavrit lezzetlidir. Kefal ve hamsi tam yağlı durumdadır. Çinekop, kofana, boldur. Midyenin mevsimi başlamıştır. Tekir, kırlangıç bolca avlanır.
ŞUBAT : Bu ayda Kalkan mevsimi başlar, mayıs sonuna kadar devam eder. Tekir bol çıkar. Uskumru, lüfer, palamut yağını kaybetmeye başlar. Gümüş balığı, kefal, derepisisi, minekop, midye lezzetle yenir.
MART : Kefal, levrek ve kalkanın en lezzetli zamanıdır. Uskumru ise çiroz olmaya başlar.
NİSAN : Kalkan lezzet bakımından yine başta gelir ve en bol zamanıdır. MErcan, levrek, kılıç, kırlangıç bolca çıkmaya başlar. Dolayısıyla diğer aylara göre bu ayda balık daha boldur.
MAYIS : İstakoz, levrek, barbunya, dilbalığı, tekir, kılıç, kırlangıç, pavurya, karides, iskorpit zevkle yenir. Kalkan yavrusu ve gelincik çıkmaya başlar.
HAZİRAN : Bu ayda balıklar az tutulur, geçici olarak Karadeniz’e yazlığa gitmişlerdir. Dip balıkları da yumurtalarını dökmüş olduklarından dolayı dağınık gezerler. Bu sebeple haziran ayı verimsizdir.
TEMMUZ : Sardalyanın mevsimi başlamıştır. Ekim ayı sonuna kadar lezzetini devam ettirir. Tekir, barbunya yine nefasetini devam ettirir. Istakoz, pavurya, böcek bolca çıkar.
AĞUSTOS : Çingene palamutu mevsimi açar. SArdalya, kılıç, mercan, sinağrit, ıstakoz ve pavurya yine nefis lezzetlidir.
EYLÜL : Sardalya, kılıç nefasetini devam ettirir. Palamut irileşmiş olup çeşitli yemeği yapılır. Lüfer, kolyoz, izmarit, kırlangıç bolca çıkar.
EKİM : Geçici balıkların yazın Karadeniz’de beslenip Marmara’ya dönüşe başladığı aydır. Bu, balığın her çesidinin bollaşması demektir.
KASIM : Ekim ayındaki balıkların bolluğu ve lezzeti devam eder. Pisi’nin en nefis olduğu aydır. Torik akışa başlar, lakerdası yapılır.
ARALIK : Uskumru, lüfer, palamut, torik yağlı olduklarından her türlü yemeği yapılır. Tekir boldur; hamsinin de tam lezzetli zamanıdır.
Anne karnındaki bebeğin gelişimine olumlu etkisi var
Yapılan araştırmalara göre anne karnındaki bebeğin ve küçük çocukların beyin gelişimine bile olumlu etkisi olan balığın sıklıkla tüketilmesini öneren Cicik, şöyle devam etti:
”Türkiye’de ‘denizden babam çıksa yerim’ diye bir söz var. Biz her zaman bu sözü destekliyoruz. Su ürünleri her zaman tüketilmeli. Ama biz balık tüketirken alışkanlıklara bağlı kalıyor, genelde sofralarımızı hep aynı türle süslüyoruz. Balık tüketmeyi seven çoğu ailenin bile, sofrasında her zaman aynı balık çeşidi bulunuyor. Oysa ki, her balığın kendine has ve farklı besin değerleri var. ”Balık tüketimimiz hala çok az. Başta hamile kadınlar ve çocuklar olmak üzere herkesin bol bol balık tüketmesi lazım.”Hep aynı balık türünü tüketmeyin! Balığın çeşidine göre besin değerinin farklılaştığını söylene Cicik şu bilgileri verdi:
Barbun ve dil balıkları: Dip balığıdır. Denizin dibindeki canlılardan beslenir.
Palamut ve kolyos ve uskumru: Lüfer gibi avcı bir balıklardır. Ortak özellikleri etlerinin siyah ve beyaz kısımlardan oluşmasıdır. Özellikle siyah bölümün tüketilmesin sağlık açısından çok yararlı olduğu uzmanlarca belirtiliyor.
Mezgit: Dip balığıdr. Etinin kokusuz ,yağsız, hafif ve kolay sindirilebilir oluşu nedeniyle halk arasında “ hasta balığı” olarak adlandırılır. Güvenilir ve temiz denizlerde avlanmış mezgitler bebekleri balığa alıştırmak için tercih edilebilir.
Sardalya: Denizin orta bölümlerinde beslenir. Omega 3 açısından çok zengin ve çocuk gelişimi açısından önemli bir yeri olan balıktır.
Kefal: Dip balığıdır, özellikle kirlilik oranı fazla olan denizlerde yakalanmış olan kefallari tüketmek pek doğru bir karar değil!
Lüfer: Avcı bir balık olmasından dolayı, çok geniş yelpazedeki canlıları tüketerek beslenir.
Hamsi: Sadece omurgasız canlılarla beslenir. Yağlı bir balıktır ve özellikle kış mevsiminde tüketilmesi önerilir.
“Her balığın beslenme tarzından ötürü besin değeri farklıdır” diyen Cicik; “bu yüzden sofrada her zaman aynı balık yerine farklı balık türlerine yer vermemiz gerekir. Balık tüketmek her zaman yararlı. Ama nasıl ki, her gün hamurlu veya et ağırlıklı yemek yanlışsa, her zaman aynı balık türünü tüketmek de doğru değil. Balıkların mevsimini bilmek lazım. Balık pazarlarına baktığımız zaman çok farklı türde balıklar tüketiciye sunuluyor. O yüzden aslında çeşitliliğe yer vermek çok da zor değil. Tek yapmamız gereken, alışkanlıklarımızı bir kenara bırakarak, farklı lezzetlere de şans tanımak” dedi. Aylara göre balık takvimi OCAK : Uskumru, lüfer, palamut, istavrit lezzetlidir. Kefal ve hamsi tam yağlı durumdadır. Çinekop, kofana, boldur. Midyenin mevsimi başlamıştır. Tekir, kırlangıç bolca avlanır.
ŞUBAT : Bu ayda Kalkan mevsimi başlar, mayıs sonuna kadar devam eder. Tekir bol çıkar. Uskumru, lüfer, palamut yağını kaybetmeye başlar. Gümüş balığı, kefal, derepisisi, minekop, midye lezzetle yenir.
MART : Kefal, levrek ve kalkanın en lezzetli zamanıdır. Uskumru ise çiroz olmaya başlar.
NİSAN : Kalkan lezzet bakımından yine başta gelir ve en bol zamanıdır. MErcan, levrek, kılıç, kırlangıç bolca çıkmaya başlar. Dolayısıyla diğer aylara göre bu ayda balık daha boldur.
MAYIS : İstakoz, levrek, barbunya, dilbalığı, tekir, kılıç, kırlangıç, pavurya, karides, iskorpit zevkle yenir. Kalkan yavrusu ve gelincik çıkmaya başlar.
HAZİRAN : Bu ayda balıklar az tutulur, geçici olarak Karadeniz’e yazlığa gitmişlerdir. Dip balıkları da yumurtalarını dökmüş olduklarından dolayı dağınık gezerler. Bu sebeple haziran ayı verimsizdir.
TEMMUZ : Sardalyanın mevsimi başlamıştır. Ekim ayı sonuna kadar lezzetini devam ettirir. Tekir, barbunya yine nefasetini devam ettirir. Istakoz, pavurya, böcek bolca çıkar.
AĞUSTOS : Çingene palamutu mevsimi açar. SArdalya, kılıç, mercan, sinağrit, ıstakoz ve pavurya yine nefis lezzetlidir.
EYLÜL : Sardalya, kılıç nefasetini devam ettirir. Palamut irileşmiş olup çeşitli yemeği yapılır. Lüfer, kolyoz, izmarit, kırlangıç bolca çıkar.
EKİM : Geçici balıkların yazın Karadeniz’de beslenip Marmara’ya dönüşe başladığı aydır. Bu, balığın her çesidinin bollaşması demektir.
KASIM : Ekim ayındaki balıkların bolluğu ve lezzeti devam eder. Pisi’nin en nefis olduğu aydır. Torik akışa başlar, lakerdası yapılır.
ARALIK : Uskumru, lüfer, palamut, torik yağlı olduklarından her türlü yemeği yapılır. Tekir boldur; hamsinin de tam lezzetli zamanıdır.
Grip Salgını Kapımızı Çaldı!
Anneler dikkat grip salgını gündemde… Sağlık Bakanlığı, iki yıl önce 17 bin kişinin ölümüne neden olan H1N1 domuz gribi virüsüne Türkiye’de bu yıl da rastlandığını açıkladı. Uzmanlar, İnfluenza A (H3N2) virüsleri dolaşımdayken salgınların daha şiddetli geçtiğini ve bu kez salgında klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısı da eşlik ettiğini belirtiyor.Özge Eşsizer
info@onceanneyim.com Eminim sizler de benimle aynı durumdasınızdır. Saydım da ocak ayı başından bu yana yakın çevremde önce çocukları sonra kendisi hasta olan onlarca kişi var! Okul gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuklar doğal olarak virüsü ilk kapanlar oluyor. Herkes aynı belirtilerden söz ediyor: Önce halsizlik ve boğaz ağrısı, sonra geceleri kuru öksürük ve en son yüksek ateş… Uzmanlar, bu salgında, klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısının da eşlik ettiğini söylüyor. Grip, sanırım bizim de kapımızda… Aşı yaptırdık mı? Hayır! Ben kişisel olarak grip aşısına inanmıyorum ve sakıncalı buluyorum ama dediğim gibi bu benim kişisel görüşüm ve risk grubunda yer almamamızın da bunda yeri var. Gribi her yıl olduğu gibi bekledik ve sonunda Beril, cumartesi günü boğazının ağrıdığını söyledi, dün gece de sürekli öksürdü. Bugün ateş bekliyorum! Eğer şanslıysam hafif geçiriyor da olabilir. (Eğer öyleyse bunu sürekli yediği kuru soğana ve sabahları içtiği limonlu zencefil çayına borçlu olduğumuzdan eminim. Sizlerin de böyle işe yarayan reçeteleriniz varsa lütfen paylaşın) Ateş çıkarsa hemen doktora götüreceğim. Sağlık Bakanlığı ne diyor?
Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Kurulu Başkanı Mehmet Ali Torunoğlu, H3N2v virüsünün Türkiye’de yayılma riski ile ilgili şunları söylüyor: “Normal grip hastalığını izleyen bir sistemimiz var, 17 ilden numune alıp sürekli izliyoruz. Aralarında halk arasında ‘domuz gribi’ de denilen ve 2009’da görülen H1N1 virüsü de çıkıyor, ama bunu artık mevsimsel grip olarak yaşıyoruz. Pandemi dediğimiz durum yok. Aşı içeriğiyle örtüşüyor. Şu an dolaşımda olan 100’ün üzerinde virüs var ve tüm bunlar aşılarda var.” dedi.Pandemi sonrası virüslerin yok olmayacağını söyleyen Torunoğlu, “Türkiye’de domuz gribinden 656 kişi hayatını kaybetmişti. Bu nedenle risk grupları her zaman dikkatli olmalı. Şu an aşı sezonu geçti ama aşı yaptırmayan risk grupları yine de aşı yaptırsın. Grip mayıs ayı ortalarına kadar sürecek.” diye konuştu.
info@onceanneyim.com Eminim sizler de benimle aynı durumdasınızdır. Saydım da ocak ayı başından bu yana yakın çevremde önce çocukları sonra kendisi hasta olan onlarca kişi var! Okul gibi kalabalık ortamlarda bulunan çocuklar doğal olarak virüsü ilk kapanlar oluyor. Herkes aynı belirtilerden söz ediyor: Önce halsizlik ve boğaz ağrısı, sonra geceleri kuru öksürük ve en son yüksek ateş… Uzmanlar, bu salgında, klasik grip belirtilerine kusma, bulantı ve karın ağrısının da eşlik ettiğini söylüyor. Grip, sanırım bizim de kapımızda… Aşı yaptırdık mı? Hayır! Ben kişisel olarak grip aşısına inanmıyorum ve sakıncalı buluyorum ama dediğim gibi bu benim kişisel görüşüm ve risk grubunda yer almamamızın da bunda yeri var. Gribi her yıl olduğu gibi bekledik ve sonunda Beril, cumartesi günü boğazının ağrıdığını söyledi, dün gece de sürekli öksürdü. Bugün ateş bekliyorum! Eğer şanslıysam hafif geçiriyor da olabilir. (Eğer öyleyse bunu sürekli yediği kuru soğana ve sabahları içtiği limonlu zencefil çayına borçlu olduğumuzdan eminim. Sizlerin de böyle işe yarayan reçeteleriniz varsa lütfen paylaşın) Ateş çıkarsa hemen doktora götüreceğim. Sağlık Bakanlığı ne diyor?
Vatan gazetesinde yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Kurulu Başkanı Mehmet Ali Torunoğlu, H3N2v virüsünün Türkiye’de yayılma riski ile ilgili şunları söylüyor: “Normal grip hastalığını izleyen bir sistemimiz var, 17 ilden numune alıp sürekli izliyoruz. Aralarında halk arasında ‘domuz gribi’ de denilen ve 2009’da görülen H1N1 virüsü de çıkıyor, ama bunu artık mevsimsel grip olarak yaşıyoruz. Pandemi dediğimiz durum yok. Aşı içeriğiyle örtüşüyor. Şu an dolaşımda olan 100’ün üzerinde virüs var ve tüm bunlar aşılarda var.” dedi.Pandemi sonrası virüslerin yok olmayacağını söyleyen Torunoğlu, “Türkiye’de domuz gribinden 656 kişi hayatını kaybetmişti. Bu nedenle risk grupları her zaman dikkatli olmalı. Şu an aşı sezonu geçti ama aşı yaptırmayan risk grupları yine de aşı yaptırsın. Grip mayıs ayı ortalarına kadar sürecek.” diye konuştu.
Çocuklar Anneleri Fıtık Ediyor!
Vücut ağırlığını yüzde 15’inden fazla ağırlık kaldıranlar, bel ve boyun fıtığı tehdidiyle karşı karşıya… Doğal olarak da ev kadınları ve anneler de büyük risk altında!21. Yüzyıl insanın en çok karşılaştığı sorunlardan biri olan bel ve boyun fıtıklarının günümüz koşullarında daha çok hareketsiz yaşam, iş hayatı gereği daha çok oturmak zorunda kalmak, artan depresyon, psikososyal faktörler ve obezite kaynaklı olduğu biliniyor.
Duruş bozuklukları ve mesleğe bağlı pozisyon hatalarının sebep olduğu bel ve boyun fıtıklarının yanında tehlike oluşturan başka unsurlarda gündeme geliyor. Yakınmalar ve fizik tedavi başvuruları gösteriyor ki, ev hanımları ve çocuklu bayanlarda büyük risk altında. Kadınların vazgeçilmezi kol çantaları da potansiyel tehlike!Çocukları uzun süre kucakta taşımayın Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, kadınların günlük yaşamda 3-5 yaşlarında ki çocuklarını uzun süre veya yanlış şekilde kucaklarında taşımalarının bel ve boyunlarına gereksiz yük binmesine neden olarak, fıtık için potansiyel tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Dr. Şahabettinoğlu, kucakta çocuk taşımanın yanı sıra kadınların kullandıkları kol çantalarını kimi zaman valiz gibi doldurarak, uzun süre omuzlarında taşımalarının ve hatta alışveriş çantalarını ağırlık gözetmeksizin tek taraflı taşımaları da bu anlamda tehlike oluşturduğuna değiniyor. Toplam vücut ağırlığın %15’inden fazla ağırlık kaldırmak bel ve boyun fıtığına davetiye çıkarmak anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse kilosu 60 olan bir bayan 9 kilogramın üstünde yük kaldırdığında ve taşıma süresi uzadığında hem bel hem de boyun fıtığı için adaydır. Bursa Maniplasyon Merkezinden Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu ‘taşınan yük ilk etapda yakınmaya yol açmasa bile, süre arttıkça yükün ağırlaşmasıyla kişi farkında olmadan boyun fıtığı için zemin hazırlar’ diyor.
Bel ve boyun fıtıklarının % 98 – 99‘nun ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu belirten sadece % 1-2 hastada ameliyat gerektiğini, bel ve boyun fıtıklarında başta maniplasyon, yani elle tedavi olmak üzere fizik tedavilerin oldukça başarılı olduğunu vurguluyor. Maniplasyonda, yani elle tedavi de başarı oranının %98’ler de olduğunu, hafif vakalarda 2 – 3, ileri vakalarda 8 – 10 seans uygulama yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. ‘Ameliyatsız tedavilere 2- 3 ay yanıt alınmaması durumunda ameliyat gerekebilir’Boyun fıtığında da el ve kollarda ilerleyen güç kaybı varsa, ya da ağrı ve uyuşmaları ameliyatsız tedavilere 2 – 3 ay cevap vermemiş ise ameliyat gerekecektir. Sadece bel-boyun ağrısı veya kol-bacak uyuşması olan hastalarda % 98 başarı oranı ile ameliyatsız olarak bel ve boyun fıtıkları tedavi edilebiliyor.Fıtık her ne kadar tedavi edilebilen bir durum olsa da, alınabilecek önlemlerle potansiyel tehlikenin önüne geçmek atılacak ilk adım olmalı.Bunun için;• Uzun süre ağır yük taşımaktan kaçınmak,
• Çocuklar 10-12 kilo ağırlığın üzerinde ise mümkün olduğunca kucakta taşımamak, zorunlu taşımalarda ise 1 – 2 dakikayı geçmemek,
• Alışveriş çantalarının 2 – 3 kilo ağırlığın üstünde olması durumunda taşımamak veya iki kolda eşit miktarda bölerek yük taşımak.
• Günlük kullanılan kol çantalarında zaruri ihtiyaçlar dışında fazla yükten kaçınmak.
• Tüm bu taşıma işlemleri sırasında ağırlığı kavramak için doğru pozisyonda eğilmek ve kalkmak (Doğru kaldırma tekniği, kaldırılacak yükü belden eğilerek değil, dizlerden çömelerek yükü bacaklara vermek sureti ile mümkün olduğunca eğilmeden tutup kaldırmak şeklindedir ).
• Kucağımızda çocuk varken, çorba karıştırmak ya da telefonla konuşmak gibi farklı aktiviteleri aynı anda yapmaktan kaçınmak gerekir.Ayrıca düzenli ve bilinçli spor yapmak da alınabilecek önlemler arasında. Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, ‘Tedaviden sonra bel ve boyun fıtıklarının tekrar ortaya çıkmaması için hastalara, bel ve boyun egzersizlerini, duruş, oturuş, kaldırış, yürüyüş, çalışma şekli tavsiyelerini, yanı sıra mutlaka aşırı stresten, kronik zihinsel ve duygusal yüklenmelerden kendilerini korumalarını gerekirse psikolojik yardım almalarını öneriyoruz’ diyor.
Duruş bozuklukları ve mesleğe bağlı pozisyon hatalarının sebep olduğu bel ve boyun fıtıklarının yanında tehlike oluşturan başka unsurlarda gündeme geliyor. Yakınmalar ve fizik tedavi başvuruları gösteriyor ki, ev hanımları ve çocuklu bayanlarda büyük risk altında. Kadınların vazgeçilmezi kol çantaları da potansiyel tehlike!Çocukları uzun süre kucakta taşımayın Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, kadınların günlük yaşamda 3-5 yaşlarında ki çocuklarını uzun süre veya yanlış şekilde kucaklarında taşımalarının bel ve boyunlarına gereksiz yük binmesine neden olarak, fıtık için potansiyel tehlike oluşturduğunu belirtiyor. Dr. Şahabettinoğlu, kucakta çocuk taşımanın yanı sıra kadınların kullandıkları kol çantalarını kimi zaman valiz gibi doldurarak, uzun süre omuzlarında taşımalarının ve hatta alışveriş çantalarını ağırlık gözetmeksizin tek taraflı taşımaları da bu anlamda tehlike oluşturduğuna değiniyor. Toplam vücut ağırlığın %15’inden fazla ağırlık kaldırmak bel ve boyun fıtığına davetiye çıkarmak anlamına gelir. Örnek vermek gerekirse kilosu 60 olan bir bayan 9 kilogramın üstünde yük kaldırdığında ve taşıma süresi uzadığında hem bel hem de boyun fıtığı için adaydır. Bursa Maniplasyon Merkezinden Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu ‘taşınan yük ilk etapda yakınmaya yol açmasa bile, süre arttıkça yükün ağırlaşmasıyla kişi farkında olmadan boyun fıtığı için zemin hazırlar’ diyor.
Bel ve boyun fıtıklarının % 98 – 99‘nun ameliyatsız tedavisinin mümkün olduğunu belirten sadece % 1-2 hastada ameliyat gerektiğini, bel ve boyun fıtıklarında başta maniplasyon, yani elle tedavi olmak üzere fizik tedavilerin oldukça başarılı olduğunu vurguluyor. Maniplasyonda, yani elle tedavi de başarı oranının %98’ler de olduğunu, hafif vakalarda 2 – 3, ileri vakalarda 8 – 10 seans uygulama yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. ‘Ameliyatsız tedavilere 2- 3 ay yanıt alınmaması durumunda ameliyat gerekebilir’Boyun fıtığında da el ve kollarda ilerleyen güç kaybı varsa, ya da ağrı ve uyuşmaları ameliyatsız tedavilere 2 – 3 ay cevap vermemiş ise ameliyat gerekecektir. Sadece bel-boyun ağrısı veya kol-bacak uyuşması olan hastalarda % 98 başarı oranı ile ameliyatsız olarak bel ve boyun fıtıkları tedavi edilebiliyor.Fıtık her ne kadar tedavi edilebilen bir durum olsa da, alınabilecek önlemlerle potansiyel tehlikenin önüne geçmek atılacak ilk adım olmalı.Bunun için;• Uzun süre ağır yük taşımaktan kaçınmak,
• Çocuklar 10-12 kilo ağırlığın üzerinde ise mümkün olduğunca kucakta taşımamak, zorunlu taşımalarda ise 1 – 2 dakikayı geçmemek,
• Alışveriş çantalarının 2 – 3 kilo ağırlığın üstünde olması durumunda taşımamak veya iki kolda eşit miktarda bölerek yük taşımak.
• Günlük kullanılan kol çantalarında zaruri ihtiyaçlar dışında fazla yükten kaçınmak.
• Tüm bu taşıma işlemleri sırasında ağırlığı kavramak için doğru pozisyonda eğilmek ve kalkmak (Doğru kaldırma tekniği, kaldırılacak yükü belden eğilerek değil, dizlerden çömelerek yükü bacaklara vermek sureti ile mümkün olduğunca eğilmeden tutup kaldırmak şeklindedir ).
• Kucağımızda çocuk varken, çorba karıştırmak ya da telefonla konuşmak gibi farklı aktiviteleri aynı anda yapmaktan kaçınmak gerekir.Ayrıca düzenli ve bilinçli spor yapmak da alınabilecek önlemler arasında. Uzman Dr. Ali Şahabettinoğlu, ‘Tedaviden sonra bel ve boyun fıtıklarının tekrar ortaya çıkmaması için hastalara, bel ve boyun egzersizlerini, duruş, oturuş, kaldırış, yürüyüş, çalışma şekli tavsiyelerini, yanı sıra mutlaka aşırı stresten, kronik zihinsel ve duygusal yüklenmelerden kendilerini korumalarını gerekirse psikolojik yardım almalarını öneriyoruz’ diyor.
Çocuğun Sosyal ve Psikolojik Gelişimi
Ebeveynlerin çocuklarına kazandırmak istediği en önemli özelliklerin başında “özgüven “gelir. Özgüveni gelişmiş bir çocuğun yaşamda başarısız olma şansı çok düşüktür. Ancak, çocuklarımıza özgüven duygusunu nasıl kazandıracağız? Psikolog Işın Akı , Önce Anneyim okuyucuları için “çocuklara özgüven kazandırmanın anahtar yolları” nı sıraladı:
Çocuk sağlıklı büyürken onu birey olarak görmek ona özgüven kazandırır. Çocukları, yetişkinlerden farklı düşündüğü için küçümsemeyin. Çocukların her zaman fiziksel ve ruhsal olarak ailelerinden etkişlendiğini de unutmayarak öncelikle SİZ kendinize olan güveninizi yendien gözden geçirin.
Çocuğun her istediğine yapmasına izin vermek ya da her istediğine karşı çıkmak doğru olmaz. Önemli olan güvenli ve sıcak bir ortamda ne istediklerini ifade etmelerini sağlayacak zemini yaratmaktır.
Çocuk, oyun oynarken duygularını yaşar. Oyunlarına dikkat edin ve izleyin. Çocuklar oyunlar yoluyla istediklerini aktarırlar. Anne ve baba olarak onlarla oyun oynamanız çok önemlidir. Onlarla oyun oynayın ve duygularını daha yakından gözlemleyin.
Çocuklar ebeveynlerinin sevgi ve ilgisi kazanmak için değişik yollara başvururlar. Kendilerini olumlu yolla ifade etmelerini sağlamak için onları ödüllendirin. Olumlu davranışlarla kendilerini ifade ettiklerinde onları küçük sürprizlerle sevindirin.
Çocukların sorunlarını yok saymayın. Sorularına anlayacağı şekilde yanıt verin ama mutlaka yanıt verin. “Şimdi git başımdan”, “çok komik bir soru”, “olmaz öyle şey” gibi cümlelerle çocuğunuzu yanıtlamayın. Çocuklar böyle cümleler duyduğunda kırılır ve önemsenmediklerini düşünürler.
Çocuğunuza verdiğiniz bilgiler doğru olsun. Yalan, farklı bilgi, korku içerikli açıklamalar çocuğun güvenini sarsar. Örneğin, “bunu kırdın, bu yüzden babana söylemeliyim”, “ bu yaptığını duyarsa öğretmenin çok kızar” gibi cümleler çocuğunuzun özgüvenini zedeler.
Çocuk sağlıklı büyürken onu birey olarak görmek ona özgüven kazandırır. Çocukları, yetişkinlerden farklı düşündüğü için küçümsemeyin. Çocukların her zaman fiziksel ve ruhsal olarak ailelerinden etkişlendiğini de unutmayarak öncelikle SİZ kendinize olan güveninizi yendien gözden geçirin.
Çocuğun her istediğine yapmasına izin vermek ya da her istediğine karşı çıkmak doğru olmaz. Önemli olan güvenli ve sıcak bir ortamda ne istediklerini ifade etmelerini sağlayacak zemini yaratmaktır.
Çocuk, oyun oynarken duygularını yaşar. Oyunlarına dikkat edin ve izleyin. Çocuklar oyunlar yoluyla istediklerini aktarırlar. Anne ve baba olarak onlarla oyun oynamanız çok önemlidir. Onlarla oyun oynayın ve duygularını daha yakından gözlemleyin.
Çocuklar ebeveynlerinin sevgi ve ilgisi kazanmak için değişik yollara başvururlar. Kendilerini olumlu yolla ifade etmelerini sağlamak için onları ödüllendirin. Olumlu davranışlarla kendilerini ifade ettiklerinde onları küçük sürprizlerle sevindirin.
Çocukların sorunlarını yok saymayın. Sorularına anlayacağı şekilde yanıt verin ama mutlaka yanıt verin. “Şimdi git başımdan”, “çok komik bir soru”, “olmaz öyle şey” gibi cümlelerle çocuğunuzu yanıtlamayın. Çocuklar böyle cümleler duyduğunda kırılır ve önemsenmediklerini düşünürler.
Çocuğunuza verdiğiniz bilgiler doğru olsun. Yalan, farklı bilgi, korku içerikli açıklamalar çocuğun güvenini sarsar. Örneğin, “bunu kırdın, bu yüzden babana söylemeliyim”, “ bu yaptığını duyarsa öğretmenin çok kızar” gibi cümleler çocuğunuzun özgüvenini zedeler.
Çocuğun Beslenme Davranışları
3-6 yaş arası beslenme alışkanlıklarının temelinin sağlamlaştırıldığı en önemli dönemdir.Okul öncesi dönem çocuğu yemeğini yardımsız yiyebilir.Ancak çalışmalar,beş yaşa kadar da çocukların kendi başlarına yemek yememelerinin normal kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir.Çocuk 6 yaştan sonra hala kendisi yiyemiyorsa bu normal değildir.Çocuklar 4 yaşında bıçak kullanabilirler ancak sert besinleri yardımsız kesemezler.Kesme işlemi 6 yaşından sonra başarılabilir ve çocuklar ancak 7 yaşında yemekte yalnız bırakılabilirler.
Okul öncesi dönem çocuğu,besinlere karşı belirli ve kesin tavırlar koymaya başlar. Bu yaş grubu çocuklar besin grupları içinde en az sebzeleri severler. Ayrıca bu yaş grubu çocuklar besinleri karışık olarak tüketmekten hoşlanmazlar…Besini tanıyabilecekleri şekilde görmek isterler ve besinler elleri ile yiyebilecekleri şekilde olursa daha çok severler. Anneler,sebzeleri çocuklara sunarken, pişirme şekli ve servisine özen göstermelidirler.Çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesinde anne babanın tutarlılığı ve ona iyi örnek olması en temel koşuldur. Okul öncesi dönem çocuğu taklitçidir.Erkek çocuk babayı, kız çocuk anneyi taklit eder.Çocuğun aile ile masada oturması uygun beslenme alışkanlığı kazanması için büyük önem taşır. Anne ya da baba yemek seçici ise ve yemekte aşırı titiz davranılıyorsa (çocuk üstüne dökmemesi, etrafa sıçratmaması için sürekli uyarılıyorsa) çocuğun olumlu alışkanlıklar geliştirmesi zorlaşır. Örneğin; kendileri süt içmeyen ve sütü sevmediklerini ifade eden ebeveynlerin çocuklarına süt içirmeleri kolay değildir.
Bu yaş çocuklar genellikle lahana, karnabahar,pırasa,kereviz gibi sebzeleri yemezler. Keskin tatlar ve kokulara çok hassastırlar. Bu nedenle çiğ yenebilen domates havuç gibi sebzeleri pişmiş diğer sebze yemeklerinden daha çok tercih ederler. Bu tür sebzeler ince kesilip verilirse daha kolay ve severek tüketirler. Birçok sebzeyi sevmiyor ve yemiyor diye çocuğu hırpalamak ve üzülmek doğru değildir. Sınırlı da olsa yediği birkaç sebze ve yediği çeşitli meyveler,sebze ve meyve grubundan alması gereken besin ögelerini karşılamaya yeter.
Unutulmamalıdır ki okul öncesi dönem çocuğu besin seçicidir. Her besini iştahla yemez. Sevdikleri oldukça sınırlıdır.Aile çocuğun sevmediği yemekleri sofraya koyarak onun görmesini ve öğrenmesini sağladığı sürece,çocuk ileri yaşlarda bu yemekleri severek yiyecektir.Tekrar tekrar aynı yemeği gören çocuk genellikle bir süre sonra bu besinler tatmak isteyecektir. Okul öncesi dönem çocuklarına yemek konusunda ısrarcı davranmak onların yemeği tümden reddetmesine yol açabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

